Kokunun Belleği

Üzücü bir trafik kazası geçirdiğinizde, etrafınızı ıhlamur kokusunun sardığını varsayalım. Ihlamur kokusunu daha önce defalarca duymuş, belki de çayını severek içmiştiniz; hatta ilk ne zaman içtiğinizi dahi hatırlamıyorsunuz. Fakat bu kez aynı koku, travmatik bir anının tetikleyicisi olarak belleğinize kazınır. O felakete kadar ıhlamurun hayatınıza ilk ne zaman girdiğini anımsamazken artık bu koku, üzüntünün kalıcı bir temsilcisine dönüşür. Aynı durum, sevdiğiniz herhangi bir parfüm ya da ortam kokusu için de geçerlidir.

Ben de benzer bir duruma, bir müşterimle yaptığım telefon görüşmesinde şahit oldum. Müşterilerimin aradığı koku ailesini bulabilmek için sevdikleri yerine, sevmedikleri koku aileleri üzerinden ilerlediğim bir eleme yöntemi izlerim. Bu sürece hep beyaz sabunla başlarım; çünkü herkesin bildiği ve bu yüzden tepkilerin net olduğu bir kokudur.* Sevmedikleri koku ailelerini bu teknikle elediğimde kalan seçenekler, o kokuları daha önce hiç koklamamış olsalar dahi çoğunlukla tatmin edici sonuçlar verdi.

Bu süreci yönetirken rastladığım bir müşterim, beyaz sabun kokusunu neden kesinlikle istemediğini şu sarsıcı gerçekle açıkladı: Babasını bir bakımevinde kaybetmişti ve annesi de orada kalıyordu. Kaldıkları odalarda temizlik için sürekli beyaz sabun kokulu yüzey temizleyici kullanılıyormuş. O güne kadar beyaz sabunla hiçbir problemi yokken, bu koku artık ona sadece kaybı ve o hüzünlü atmosferi hatırlattığı için istenmeyen bir kokuya dönüşmüştü.

Sevdiğimiz bir koku, yaşanan bir hatıra nedeniyle rol değiştiriyorsa, bu sürecin aksi de mümkündür. Yani sevmediğiniz bir koku, pozitif bir hatıranın unutulmaz bir parçası olarak vazgeçilmez bir kokuya dahi dönüşebilir. Koku, yaşanmışlıkların süzgecinden geçerek yeni kimlikler kazanır. 

Bu sarsılmaz bireyselliğin bilimsel bir zeminde daha derinlemesine çözümlenmesiyle, ileride koku ve koklama duyusunun, kozmetik ve gıda endüstrisi sınırlarını aşarak farklı bilim dallarınca, farklı amaçlarla daha kapsamlı irdelenmesi sayesinde bu gücü kullanmamızı sağlayacak bilgilere ulaşılacağına inanıyorum. Ancak bu gelişimin önündeki en büyük engellerden biri de kavramsal eksikliktir. 

Baktığımızı görürüz, dinlediğimizi duyarız ve dokunduğumuzu hissederiz; peki ya kokladığımızı? Bunu tanımlayacak özel sözcükler ne yazık ki yoktur. Fark etmek, hissetmek, anlamak gibi eylemler koklamaya özgü değildir. Şekerli, baharatlı, güçlü, yoğun ve hafif gibi sıfatlar da aslında kokuya ait değildir; diğer duyulardan ödünç alınmıştır. 

Hız, ses, ışık, zaman ve alan evrensel olarak ölçülebilen fiziksel olgulardır; herkesin üzerinde anlaşabildiği ortak birimleri vardır. Koku ise kimyasal bir uyaranla zihinde şekillenen öznel bir algıdır. Cihazlar ortamdaki koku molekülü yoğunluğunu tespit edebilir ancak duyusal derinliği ölçemez. Algılanan yoğunluğu molekül miktarıyla doğrusal artmayan koku, tek bir sayısal değerle ifade edilemeyecek kadar karmaşık bir kompozisyondur. Standart bir etkiden söz edilememesinin ve kokuya özgü bir lisanın gelişmemesinin temelinde bu yapısal özellik yatar. Bu amorf yapı, kokunun manipülasyona açık ve eşsiz olmasını sağlar.

Kokunun dil barındırmayan bu amorf yapısı, onun belleğiyle kurduğu sarsılmaz bağı da açıklar. Bir bilgiyi akılda tutma eylemi, iki farklı kültürde birbirinden çarpıcı felsefi yaklaşımlarla incelenir. Arapçada zihinde tutmayı ifade eden hafıza sözcüğü, saklamak ve korumak anlamına gelen muhafaza ile aynı kökten türemiştir ve bilgiyi adeta bir muhafız gibi güvenceye alma fikrine dayanır. Farsçadan gelen ezber sözcüğü ise göğüsten anlamına gelir; göğüs burada kalbi simgeler. Akıl ile kalbin bütünleştiği bu algıda, hiçbir yere bakmadan konuşmak bilginin kalpten söylenmesi olarak değerlendirilir. Koku hafızası da bu iki boyutu aynı anda yaşatır; bir hatırayı zihinde bir muhafız gibi saklarken, tetiklendiği an o duyguyu doğrudan kalpten hissettirir. 

Kozmetik ve ruhani dünyada kokunun rolünü ayıran en büyük fark taşıyıcılıktır. Kozmetikte koku, yayılmak için bir araca muhtaçtır: şişe, makine ya da mum. Ruhani dünyada ise durum tersine döner; belleğin doğrudan taşıyıcısı kokudur. 

*Telefonda uyguladığım eleme yöntemindeki diğer seçenek mangodur; şekerli yapısı ve kavuna benzerliği nedeniyle net tepkiler almamı sağlar. Kararsızlık ya da duraksama hissettiğim an o koku ailesini doğrudan elerim; çünkü bu durum, müşteri farkında olmasa da bilinçaltındaki olumsuz bir sinyalin yansıması olabilir. Tüketiciler internetten koku seçerken bu eleme metodunu kendileri de uygulayabilir.

Anne kokusu alamaması, bebeği açlıktan daha çok ağlatır.

Kokunun Belleği

Üzücü bir trafik kazası geçirdiğinizde, etrafınızı ıhlamur kokusunun sardığını varsayalım. Ihlamur kokusunu daha önce defalarca duymuş, belki de çayını severek içmiştiniz; hatta ilk ne zaman içtiğinizi dahi hatırlamıyorsunuz. Fakat bu kez aynı koku, travmatik bir anının tetikleyicisi olarak belleğinize kazınır. O felakete kadar ıhlamurun hayatınıza ilk ne zaman girdiğini anımsamazken artık bu koku, üzüntünün kalıcı bir temsilcisine dönüşür. Aynı durum, sevdiğiniz herhangi bir parfüm ya da ortam kokusu için de geçerlidir.

Ben de benzer bir duruma, bir müşterimle yaptığım telefon görüşmesinde şahit oldum. Müşterilerimin aradığı koku ailesini bulabilmek için sevdikleri yerine, sevmedikleri koku aileleri üzerinden ilerlediğim bir eleme yöntemi izlerim. Bu sürece hep beyaz sabunla başlarım; çünkü herkesin bildiği ve bu yüzden tepkilerin net olduğu bir kokudur.* Sevmedikleri koku ailelerini bu teknikle elediğimde kalan seçenekler, o kokuları daha önce hiç koklamamış olsalar dahi çoğunlukla tatmin edici sonuçlar verdi.

Bu süreci yönetirken rastladığım bir müşterim, beyaz sabun kokusunu neden kesinlikle istemediğini şu sarsıcı gerçekle açıkladı: Babasını bir bakımevinde kaybetmişti ve annesi de orada kalıyordu. Kaldıkları odalarda temizlik için sürekli beyaz sabun kokulu yüzey temizleyici kullanılıyormuş. O güne kadar beyaz sabunla hiçbir problemi yokken, bu koku artık ona sadece kaybı ve o hüzünlü atmosferi hatırlattığı için istenmeyen bir kokuya dönüşmüştü.

Sevdiğimiz bir koku, yaşanan bir hatıra nedeniyle rol değiştiriyorsa, bu sürecin aksi de mümkündür. Yani sevmediğiniz bir koku, pozitif bir hatıranın unutulmaz bir parçası olarak vazgeçilmez bir kokuya dahi dönüşebilir. Koku, yaşanmışlıkların süzgecinden geçerek yeni kimlikler kazanır. 

Bu sarsılmaz bireyselliğin bilimsel bir zeminde daha derinlemesine çözümlenmesiyle, ileride koku ve koklama duyusunun, kozmetik ve gıda endüstrisi sınırlarını aşarak farklı bilim dallarınca, farklı amaçlarla daha kapsamlı irdelenmesi sayesinde bu gücü kullanmamızı sağlayacak bilgilere ulaşılacağına inanıyorum. Ancak bu gelişimin önündeki en büyük engellerden biri de kavramsal eksikliktir. 

Baktığımızı görürüz, dinlediğimizi duyarız ve dokunduğumuzu hissederiz; peki ya kokladığımızı? Bunu tanımlayacak özel sözcükler ne yazık ki yoktur. Fark etmek, hissetmek, anlamak gibi eylemler koklamaya özgü değildir. Şekerli, baharatlı, güçlü, yoğun ve hafif gibi sıfatlar da aslında kokuya ait değildir; diğer duyulardan ödünç alınmıştır. 

Hız, ses, ışık, zaman ve alan evrensel olarak ölçülebilen fiziksel olgulardır; herkesin üzerinde anlaşabildiği ortak birimleri vardır. Koku ise kimyasal bir uyaranla zihinde şekillenen öznel bir algıdır. Cihazlar ortamdaki koku molekülü yoğunluğunu tespit edebilir ancak duyusal derinliği ölçemez. Algılanan yoğunluğu molekül miktarıyla doğrusal artmayan koku, tek bir sayısal değerle ifade edilemeyecek kadar karmaşık bir kompozisyondur. Standart bir etkiden söz edilememesinin ve kokuya özgü bir lisanın gelişmemesinin temelinde bu yapısal özellik yatar. Bu amorf yapı, kokunun manipülasyona açık ve eşsiz olmasını sağlar.

Kokunun dil barındırmayan bu amorf yapısı, onun belleğiyle kurduğu sarsılmaz bağı da açıklar. Bir bilgiyi akılda tutma eylemi, iki farklı kültürde birbirinden çarpıcı felsefi yaklaşımlarla incelenir. Arapçada zihinde tutmayı ifade eden hafıza sözcüğü, saklamak ve korumak anlamına gelen muhafaza ile aynı kökten türemiştir ve bilgiyi adeta bir muhafız gibi güvenceye alma fikrine dayanır. Farsçadan gelen ezber sözcüğü ise göğüsten anlamına gelir; göğüs burada kalbi simgeler. Akıl ile kalbin bütünleştiği bu algıda, hiçbir yere bakmadan konuşmak bilginin kalpten söylenmesi olarak değerlendirilir. Koku hafızası da bu iki boyutu aynı anda yaşatır; bir hatırayı zihinde bir muhafız gibi saklarken, tetiklendiği an o duyguyu doğrudan kalpten hissettirir. 

Kozmetik ve ruhani dünyada kokunun rolünü ayıran en büyük fark taşıyıcılıktır. Kozmetikte koku, yayılmak için bir araca muhtaçtır: şişe, makine ya da mum. Ruhani dünyada ise durum tersine döner; belleğin doğrudan taşıyıcısı kokudur. 

*Telefonda uyguladığım eleme yöntemindeki diğer seçenek mangodur; şekerli yapısı ve kavuna benzerliği nedeniyle net tepkiler almamı sağlar. Kararsızlık ya da duraksama hissettiğim an o koku ailesini doğrudan elerim; çünkü bu durum, müşteri farkında olmasa da bilinçaltındaki olumsuz bir sinyalin yansıması olabilir. Tüketiciler internetten koku seçerken bu eleme metodunu kendileri de uygulayabilir.

Anne kokusu alamaması, bebeği açlıktan daha çok ağlatır.

KABUL

Kabul et butonuna basmadığınız sürece 

çerezleriniz kullanılmamaktadır. 

Çerez Politikamız