Koku ve Psikoloji
Hayatınızda radikal bir değişiklik yapmaya karar verdiğinizde işe, en çok vakit geçirdiğiniz ev, ofis ve hatta araba gibi alanların kokusunu değiştirerek başlamak, dönüşüm sürecini hızlandırabilir. Bu adım hem en kolay ve belki de en ekonomik olanıdır hem de diğer tüm değişimlerin tetikleyicisi haline gelebilir. Ortamdaki kokuyu değiştirmek; acısıyla tatlısıyla yaşanmış hatıraları hatırlatan sinmiş kokuları mazide bırakmak, yepyeni bir başlangıca atılan ilk adım olarak değerlendirilebilir.
Bir kokunun psikolojinize etki etmesi için illaki organik veya uçucu yağ bazlı olması gerekmez. Örneğin, fabrikadan yeni çıkmış bir otomobilin o kendine has kokusu tamamen endüstriyeldir, ancak çoğu sürücü için vazgeçilmez bir haz kaynağıdır. Ya da yeni tanıştığınız birinin parfümü sentetik olsa da sizde güçlü bir cinsel çekim uyandırabilir. Bu örneklerin hiçbirinde koku organik değildir, ancak etkisi gerçektir. Tabii ki koku algısı kişisel olduğu için, bu durumun tam tersi etkiler yaratması da mümkündür.
Modern parfüm sanatının başarısı doğalın zenginliği ile sentetiğin kararlılığının kusursuz dengesine dayanır. Sentetikler, doğayı tüketmeden kokuyu yeniden yaratma imkânı sunarken, aynı zamanda parfümün kalıcılığını artırır. Genel kanının aksine, doğal yağlar karmaşık yapıları gereği sentetiklere kıyasla daha fazla alerjen riski taşır.
Eğer tek bir koku molekülünü bir renk olarak düşünürsek; üzerimizde kullandığımız parfümü bir tablo, ortam kokusunu ise adeta bir resim sergisi olarak hayal edebiliriz. Bu metaforla bakıldığında, organik olmayan bileşenlerle oluşturulmuş bir ortam kokusunun zengin psikolojik etkilerinden rahatlıkla bahsedebiliriz.
Bu psikolojik etkiyi Doğu kültürünün penceresinden incelediğimizde, üç kelimenin etimolojisi anlattıklarımızı destekler. Arapçada rahatlama ve güzel koku anlamına gelen rayiha, rwḥ kökünden türemiştir. Aynı kökten türeyen ruh kelimesi de bu bağlantıyı güçlendirir. Ruh, rahatlama ve rayiha birleştiğinde, neredeyse sihirli bir boyutun kapılarını açar.
Batı dünyasının etimolojik köklerinde de Doğu ile benzer bir derinlik yatar. Latincede duman anlamına gelen fumus ile Eski Yunancada yaşam enerjisi olan thumos aynı kökten gelir. Parfüm kelimesinin atası olan per fumum tabiri duman yoluyla demektir ve kokulu dumanın gökyüzüne yükselerek ruhsal âlemle kurduğu kadim bağı simgeler. Simya geleneğinde alkol ve esans gibi uçucu özlere spirit, yani ruh denmesinin sebebi bu maddelerin katı bedenden ayrılıp hava gibi görünmez olması ve sadece kokusuyla varlığını sürdürmesidir. İlham anlamına gelen inspirasyon kelimesi de köken olarak içine nefes veya koku çekmek demektir ki bu da güzel kokunun ruha girip onu derinden etkilemesi fikriyle kusursuzca örtüşür.
Aromakoloji, bu deneyimleri yaşatmak için sadece uçucu yağlara ihtiyaç duymaz; yemek, bebek ya da parfüm gibi beğenilen tüm kokuların koklanmasıyla da benzer etkiler sağlanabilir. Aromaterapi ise bitkisel uçucu yağların solunum ve cilt yoluyla kullanıldığı; sağlığı desteklemeyi amaçlayan geleneksel ve tamamlayıcı bir tıp yöntemidir. Aromaterapinin tedavi edici etkileri üzerine araştırmalar sürmektedir; ancak kesin bilimsel kanıtlar hâlâ sınırlıdır.
Peki, koku bu etkiyi nasıl yaratıyor? Cevabı, beynimizdeki limbik sistemde gizlidir. Limbik sisteme yalnızca kokular doğrudan ulaşabilir ve burada işlenir. Duygularımızın ve davranışlarımızın düzenlenmesi, içgüdülerimizin harekete geçmesi ve belleğimizin işlenmesi bu bölgede gerçekleşir. Limbik sistem, beynin ödül merkezidir ve isteğimize bağlı olmayan otomatik tepkiler oluşturur.
Hayal ettiğimiz etkiyi yaratacak kokuyu nasıl bulacağız? Diyelim ki belirli bir koku çeşidinin rahatlatıcı etkisi hakkında duyduklarınız veya okuduklarınız sizi çok heyecanlandırdı. Hemen hevesle satın alıp kullanmaya başladınız. Doğal olarak, bu kokunun sizi satın almaya teşvik eden beklenen etkisini arayacaksınız.
Ancak duyduklarınız veya okuduklarınızla bir koku çeşidine karar vermek, istediğiniz etkiyi garanti etmez. İkna edici reklamlarda ve pek çok kaynakta belirli koku çeşitlerinin etkileri standart olarak öne sürülse de, bu şekilde seçim yapıp etki bekleyerek, işinizi şansa bırakırsınız. Çünkü koku tercihleri ve kokuya verilen tepkiler kesinlikle standart değildir; kişiye özgüdür.
Sevmediğiniz bir koku çeşidinin, kim veya hangi kurum tarafından tavsiye edilirse edilsin, hiçbir olumlu psikolojik etkisi olmaz; hatta ortamı dayanılmaz hale getirebilir. Çocukluğunuzdan kalan travmatik bir anıyla ilişkilendirdiğiniz ve uyku getirdiği iddia edilen bir koku, sizi rahatlatmak bir yana, adını duyduğunuzda bile sabaha kadar uyanık kalmanıza neden olabilir.
Bu yüzden; afrodizyak, yaz, kış, kadınsı, erkeksi, uyku getiren, canlandıran, satış arttıran veya zekâ açan gibi sıfatlarla tanımlanan koku çeşitlerinin arkasında, kuşkusuz profesyonelce kurgulanmış ticari amaçlar ve alıcının eksik bilgisi yatar. Ayrıca, satıcının vizyonu, coğrafyası ve karakterine bağlı olarak bu sıfatlara yüklenen anlamlar büyür ve oldukça manipülatif hâle gelebilir. Kokuya zaman ve para harcarken bu konularda şüpheci ve dikkatli olmanız yararınıza olacaktır. Kokuyla ilgili birçok sıfat kaynaklara dayansa da, bu kaynakların sonuçları sorgulanabilir veya tekrar ispat için yeni çalışmalar gerekebilir.
Ne var ki yukarıda açıkladığımız durum, herhangi bir koku çeşidinin size olumlu etkisi olmayacağı anlamına kesinlikle gelmez. Kokunun yaşatması istenen etkiler, duyduklarınızda, okuduklarınızda ya da güvendiğiniz kişilerin, markaların veya kurumların görüşlerinde değil; kişinin kendi deneyiminde ve duyusunda saklıdır. Kokunun kişide bıraktığı olumlu his, tek ve değişmez rehberdir.
Bu nedenle aromaterapinin solunum yoluyla tedavi yöntemine ve kokunun etkisini herkese standart bir sonuçla sunan yaklaşıma temkinli yaklaşıyoruz. Burada akıllara şu soru gelebilir: Büyük sermaye, bilimsel altyapıya ve tüm bilgilere erişme gücüne sahip uluslararası ilaç ve kozmetik devleri neden standart koku etkisi vaatleriyle bu kadar büyük bir pazara girmiyor? Beklentimiz, aromaterapi ürünlerinin vaat edilen etkilerinin kaynak göstermek dışında bağımsız çalışmalarla kanıtlanması veya en azından vaat gerçekleşmediğinde iade seçeneğinin sunulmasıdır.
Yukarıda açıkladığımız koku ve kişisellik durumunun tek istisnası ise işletmelerin koku tercihidir. Özellikle otel, klinik ve restoranlar gibi, titizliğin ciddi şekilde mercek altına alındığı ve hassas hizmetlerin sunulduğu sektörlerde; bireysel tercihlerden çok, genel beğeniye hitap eden seçimler yapılmalıdır. Temiz olduğu hâlde temiz kokmayan bir ortam, özellikle bu sektörlerin tuvaletlerinde veya temiz olması beklenen alanlarında olumsuz bir izlenim yaratabilir ve kurumsal itibara kalıcı zarar verebilir. Temizliği yalnızca görsel olarak değil, aynı zamanda kokuyla da bildirmek günümüz kurumsal imajının bir parçasıdır. Kokunun gücü ne yazık ki tam tersini de yaratabilir: İhmal edilmiş bir alanın kokuyla sanki temizmiş gibi algılanması, hijyen konusunda bizi yanıltabilir.
Öyleyse, temizlik hissini hangi koku çeşitleriyle en iyi verebiliriz? Bunun için ilk önerimiz, yakın coğrafyamızda temizliğin adeta simgesi hâline gelmiş beyaz sabun, yani orijinal adıyla Marsilya sabunu.
Beyaz sabun kokusunun temizlik algısı dışında kimileri için hamam ile özdeşleştirilmesinin temelinde yine temizlik yattığını düşünüyorum. Günümüzde hamam ve spa merkezleri daha çok rahatlama alanları olarak görülse de yakın geçmişe kadar, evlerde banyo imkanının neredeyse yok denecek kadar az olması nedeniyle buralar temel temizlik merkezleriydi. O dönemlerin en popüler temizlik aracı olan sabun, Marsilya sabunu kokulu olarak kullanıldığı için zamanla hamam ve temizlik kültürüyle bütünleşmiş gibi gözüküyor. Başka bir deyişle; eğer o dönemlerde hamamlarda kullanılan sabunlar çilek kokulu olsaydı, bugün temizlik kokusu çilekle hatırlanıyor olacaktı.
İkinci önerimiz ise kadim temizlik geçmişiyle lavantadır. Lavantanın Latince kökeni “lavare”dir ve “yıkamak” anlamına gelir. Aynı dilde “lavabo” kelimesi ise “yıkayacağım” demektir. Tıpta kullanılan “lavman” yöntemi de yine “yıkama” kelimesinden türemiştir. Bir bitkiye böylesine güçlü bir ismin verilmesi, yalnızca birçok kişiyi çeken kokusuna ya da kötü kokuları bastırma gücüne değil, aynı zamanda bazı tekstil ürünlerinde böceklere karşı doğal bir koruyucu olarak kullanılmasına da dayanıyor olabilir.
Beyaz sabun ve lavanta kokuları, bu kokuları sevmeyen kişilere bile mekânın temizliğine dair “güvenebilirsiniz” kodunu taşır. Yüzey temizleyicileri ve kedi kumu gibi ürünlerde beyaz sabun kokusunun sıkça tercih edilmesinin nedeni de budur. Bununla birlikte, müşterilerimiz arasında yer alan, ülkemizin önde gelen bazı gelinlik moda evleri, farklı bir bakış açısıyla; yalnızca “fiziksel” temizlik değil, aynı zamanda “ruhsal” temizlik hissini de ortamlarında Marsilya sabunu kokusuyla yaşatmayı başarmıştır.
Ancak, ortam kokusu seçimi sürecinde farklı seçenekler göz önünde bulundurulmalı, burun yorulması dikkate alınmalı ve detaylı denemeler yapılmalıdır. Bu süreç, biraz yemek tarifine baharat katmaya benzer: Hangi baharatların ne miktarda kullanılacağı coğrafyaya, yemeği tüketecek kişilere, hatta zamana ve döneme göre değişiklik gösterebilir. Buna ek olarak, bir koku çeşidinin üretimi ve yorumlanması kültürel farklılıklara bağlı olarak değişebilir.
Tıpkı yemek kültürlerinde olduğu gibi; pirinç ve deniz ürünleri Doğu’da suşiyle, Batı’da paella ile, bizim kültürümüzde ise hamsili pilavla temsil edilir. Hepsi farklı tat ve görünümlere sahip olsa da aynı temel bileşenlere dayanır. Benzer şekilde, yoğurt da kültürel bağlama göre farklı kullanımlara sahiptir; Amerika kıtasında genellikle tatlı olarak tüketilirken, Orta Doğu’da tatlı olarak tüketilmesi nadirdir.
Peki, bu yorumlamaların kokuyla benzerliği nedir? Yakın coğrafyamızda temizlikle özdeşleşmiş Marsilya sabunu kokusu ise, Amerika kıtasından gelen ziyaretçilere bambaşka bir anlam taşır: İçerdiği sitronella notası, onlara sinek kovucuyu çağrıştırabilir. Benzer şekilde, örneğin lavanta ortam kokusunun parfüm endüstrisindeki yorumlanışı Japonya, Türkiye ve İspanya arasında belirgin nüanslar taşır.
Koku ve Psikoloji
Hayatınızda radikal bir değişiklik yapmaya karar verdiğinizde işe, en çok vakit geçirdiğiniz ev, ofis ve hatta araba gibi alanların kokusunu değiştirerek başlamak, dönüşüm sürecini hızlandırabilir. Bu adım hem en kolay ve belki de en ekonomik olanıdır hem de diğer tüm değişimlerin tetikleyicisi haline gelebilir. Ortamdaki kokuyu değiştirmek; acısıyla tatlısıyla yaşanmış hatıraları hatırlatan sinmiş kokuları mazide bırakmak, yepyeni bir başlangıca atılan ilk adım olarak değerlendirilebilir.
Bir kokunun psikolojinize etki etmesi için illaki organik veya uçucu yağ bazlı olması gerekmez. Örneğin, fabrikadan yeni çıkmış bir otomobilin o kendine has kokusu tamamen endüstriyeldir, ancak çoğu sürücü için vazgeçilmez bir haz kaynağıdır. Ya da yeni tanıştığınız birinin parfümü sentetik olsa da sizde güçlü bir cinsel çekim uyandırabilir. Bu örneklerin hiçbirinde koku organik değildir, ancak etkisi gerçektir. Tabii ki koku algısı kişisel olduğu için, bu durumun tam tersi etkiler yaratması da mümkündür.
Modern parfüm sanatının başarısı doğalın zenginliği ile sentetiğin kararlılığının kusursuz dengesine dayanır. Sentetikler, doğayı tüketmeden kokuyu yeniden yaratma imkânı sunarken, aynı zamanda parfümün kalıcılığını artırır. Genel kanının aksine, doğal yağlar karmaşık yapıları gereği sentetiklere kıyasla daha fazla alerjen riski taşır.
Eğer tek bir koku molekülünü bir renk olarak düşünürsek; üzerimizde kullandığımız parfümü bir tablo, ortam kokusunu ise adeta bir resim sergisi olarak hayal edebiliriz. Bu metaforla bakıldığında, organik olmayan bileşenlerle oluşturulmuş bir ortam kokusunun zengin psikolojik etkilerinden rahatlıkla bahsedebiliriz.
Bu psikolojik etkiyi Doğu kültürünün penceresinden incelediğimizde, üç kelimenin etimolojisi anlattıklarımızı destekler. Arapçada rahatlama ve güzel koku anlamına gelen rayiha, rwḥ kökünden türemiştir. Aynı kökten türeyen ruh kelimesi de bu bağlantıyı güçlendirir. Ruh, rahatlama ve rayiha birleştiğinde, neredeyse sihirli bir boyutun kapılarını açar.
Batı dünyasının etimolojik köklerinde de Doğu ile benzer bir derinlik yatar. Latincede duman anlamına gelen fumus ile Eski Yunancada yaşam enerjisi olan thumos aynı kökten gelir. Parfüm kelimesinin atası olan per fumum tabiri duman yoluyla demektir ve kokulu dumanın gökyüzüne yükselerek ruhsal âlemle kurduğu kadim bağı simgeler. Simya geleneğinde alkol ve esans gibi uçucu özlere spirit, yani ruh denmesinin sebebi bu maddelerin katı bedenden ayrılıp hava gibi görünmez olması ve sadece kokusuyla varlığını sürdürmesidir. İlham anlamına gelen inspirasyon kelimesi de köken olarak içine nefes veya koku çekmek demektir ki bu da güzel kokunun ruha girip onu derinden etkilemesi fikriyle kusursuzca örtüşür.
Aromakoloji, bu deneyimleri yaşatmak için sadece uçucu yağlara ihtiyaç duymaz; yemek, bebek ya da parfüm gibi beğenilen tüm kokuların koklanmasıyla da benzer etkiler sağlanabilir. Aromaterapi ise bitkisel uçucu yağların solunum ve cilt yoluyla kullanıldığı; sağlığı desteklemeyi amaçlayan geleneksel ve tamamlayıcı bir tıp yöntemidir. Aromaterapinin tedavi edici etkileri üzerine araştırmalar sürmektedir; ancak kesin bilimsel kanıtlar hâlâ sınırlıdır.
Peki, koku bu etkiyi nasıl yaratıyor? Cevabı, beynimizdeki limbik sistemde gizlidir. Limbik sisteme yalnızca kokular doğrudan ulaşabilir ve burada işlenir. Duygularımızın ve davranışlarımızın düzenlenmesi, içgüdülerimizin harekete geçmesi ve belleğimizin işlenmesi bu bölgede gerçekleşir. Limbik sistem, beynin ödül merkezidir ve isteğimize bağlı olmayan otomatik tepkiler oluşturur.
Hayal ettiğimiz etkiyi yaratacak kokuyu nasıl bulacağız? Diyelim ki belirli bir koku çeşidinin rahatlatıcı etkisi hakkında duyduklarınız veya okuduklarınız sizi çok heyecanlandırdı. Hemen hevesle satın alıp kullanmaya başladınız. Doğal olarak, bu kokunun sizi satın almaya teşvik eden beklenen etkisini arayacaksınız.
Ancak duyduklarınız veya okuduklarınızla bir koku çeşidine karar vermek, istediğiniz etkiyi garanti etmez. İkna edici reklamlarda ve pek çok kaynakta belirli koku çeşitlerinin etkileri standart olarak öne sürülse de, bu şekilde seçim yapıp etki bekleyerek, işinizi şansa bırakırsınız. Çünkü koku tercihleri ve kokuya verilen tepkiler kesinlikle standart değildir; kişiye özgüdür.
Sevmediğiniz bir koku çeşidinin, kim veya hangi kurum tarafından tavsiye edilirse edilsin, hiçbir olumlu psikolojik etkisi olmaz; hatta ortamı dayanılmaz hale getirebilir. Çocukluğunuzdan kalan travmatik bir anıyla ilişkilendirdiğiniz ve uyku getirdiği iddia edilen bir koku, sizi rahatlatmak bir yana, adını duyduğunuzda bile sabaha kadar uyanık kalmanıza neden olabilir.
Bu yüzden; afrodizyak, yaz, kış, kadınsı, erkeksi, uyku getiren, canlandıran, satış arttıran veya zekâ açan gibi sıfatlarla tanımlanan koku çeşitlerinin arkasında, kuşkusuz profesyonelce kurgulanmış ticari amaçlar ve alıcının eksik bilgisi yatar. Ayrıca, satıcının vizyonu, coğrafyası ve karakterine bağlı olarak bu sıfatlara yüklenen anlamlar büyür ve oldukça manipülatif hâle gelebilir. Kokuya zaman ve para harcarken bu konularda şüpheci ve dikkatli olmanız yararınıza olacaktır. Kokuyla ilgili birçok sıfat kaynaklara dayansa da, bu kaynakların sonuçları sorgulanabilir veya tekrar ispat için yeni çalışmalar gerekebilir.
Ne var ki yukarıda açıkladığımız durum, herhangi bir koku çeşidinin size olumlu etkisi olmayacağı anlamına kesinlikle gelmez. Kokunun yaşatması istenen etkiler, duyduklarınızda, okuduklarınızda ya da güvendiğiniz kişilerin, markaların veya kurumların görüşlerinde değil; kişinin kendi deneyiminde ve duyusunda saklıdır. Kokunun kişide bıraktığı olumlu his, tek ve değişmez rehberdir.
Bu nedenle aromaterapinin solunum yoluyla tedavi yöntemine ve kokunun etkisini herkese standart bir sonuçla sunan yaklaşıma temkinli yaklaşıyoruz. Burada akıllara şu soru gelebilir: Büyük sermaye, bilimsel altyapıya ve tüm bilgilere erişme gücüne sahip uluslararası ilaç ve kozmetik devleri neden standart koku etkisi vaatleriyle bu kadar büyük bir pazara girmiyor? Beklentimiz, aromaterapi ürünlerinin vaat edilen etkilerinin kaynak göstermek dışında bağımsız çalışmalarla kanıtlanması veya en azından vaat gerçekleşmediğinde iade seçeneğinin sunulmasıdır.
Yukarıda açıkladığımız koku ve kişisellik durumunun tek istisnası ise işletmelerin koku tercihidir. Özellikle otel, klinik ve restoranlar gibi, titizliğin ciddi şekilde mercek altına alındığı ve hassas hizmetlerin sunulduğu sektörlerde; bireysel tercihlerden çok, genel beğeniye hitap eden seçimler yapılmalıdır. Temiz olduğu hâlde temiz kokmayan bir ortam, özellikle bu sektörlerin tuvaletlerinde veya temiz olması beklenen alanlarında olumsuz bir izlenim yaratabilir ve kurumsal itibara kalıcı zarar verebilir. Temizliği yalnızca görsel olarak değil, aynı zamanda kokuyla da bildirmek günümüz kurumsal imajının bir parçasıdır. Kokunun gücü ne yazık ki tam tersini de yaratabilir: İhmal edilmiş bir alanın kokuyla sanki temizmiş gibi algılanması, hijyen konusunda bizi yanıltabilir.
Öyleyse, temizlik hissini hangi koku çeşitleriyle en iyi verebiliriz? Bunun için ilk önerimiz, yakın coğrafyamızda temizliğin adeta simgesi hâline gelmiş beyaz sabun, yani orijinal adıyla Marsilya sabunu.
Beyaz sabun kokusunun temizlik algısı dışında kimileri için hamam ile özdeşleştirilmesinin temelinde yine temizlik yattığını düşünüyorum. Günümüzde hamam ve spa merkezleri daha çok rahatlama alanları olarak görülse de yakın geçmişe kadar, evlerde banyo imkanının neredeyse yok denecek kadar az olması nedeniyle buralar temel temizlik merkezleriydi. O dönemlerin en popüler temizlik aracı olan sabun, Marsilya sabunu kokulu olarak kullanıldığı için zamanla hamam ve temizlik kültürüyle bütünleşmiş gibi gözüküyor. Başka bir deyişle; eğer o dönemlerde hamamlarda kullanılan sabunlar çilek kokulu olsaydı, bugün temizlik kokusu çilekle hatırlanıyor olacaktı.
İkinci önerimiz ise kadim temizlik geçmişiyle lavantadır. Lavantanın Latince kökeni “lavare”dir ve “yıkamak” anlamına gelir. Aynı dilde “lavabo” kelimesi ise “yıkayacağım” demektir. Tıpta kullanılan “lavman” yöntemi de yine “yıkama” kelimesinden türemiştir. Bir bitkiye böylesine güçlü bir ismin verilmesi, yalnızca birçok kişiyi çeken kokusuna ya da kötü kokuları bastırma gücüne değil, aynı zamanda bazı tekstil ürünlerinde böceklere karşı doğal bir koruyucu olarak kullanılmasına da dayanıyor olabilir.
Beyaz sabun ve lavanta kokuları, bu kokuları sevmeyen kişilere bile mekânın temizliğine dair “güvenebilirsiniz” kodunu taşır. Yüzey temizleyicileri ve kedi kumu gibi ürünlerde beyaz sabun kokusunun sıkça tercih edilmesinin nedeni de budur. Bununla birlikte, müşterilerimiz arasında yer alan, ülkemizin önde gelen bazı gelinlik moda evleri, farklı bir bakış açısıyla; yalnızca “fiziksel” temizlik değil, aynı zamanda “ruhsal” temizlik hissini de ortamlarında Marsilya sabunu kokusuyla yaşatmayı başarmıştır.
Ancak, ortam kokusu seçimi sürecinde farklı seçenekler göz önünde bulundurulmalı, burun yorulması dikkate alınmalı ve detaylı denemeler yapılmalıdır. Bu süreç, biraz yemek tarifine baharat katmaya benzer: Hangi baharatların ne miktarda kullanılacağı coğrafyaya, yemeği tüketecek kişilere, hatta zamana ve döneme göre değişiklik gösterebilir. Buna ek olarak, bir koku çeşidinin üretimi ve yorumlanması kültürel farklılıklara bağlı olarak değişebilir.
Tıpkı yemek kültürlerinde olduğu gibi; pirinç ve deniz ürünleri Doğu’da suşiyle, Batı’da paella ile, bizim kültürümüzde ise hamsili pilavla temsil edilir. Hepsi farklı tat ve görünümlere sahip olsa da aynı temel bileşenlere dayanır. Benzer şekilde, yoğurt da kültürel bağlama göre farklı kullanımlara sahiptir; Amerika kıtasında genellikle tatlı olarak tüketilirken, Orta Doğu’da tatlı olarak tüketilmesi nadirdir.
Peki, bu yorumlamaların kokuyla benzerliği nedir? Yakın coğrafyamızda temizlikle özdeşleşmiş Marsilya sabunu kokusu ise, Amerika kıtasından gelen ziyaretçilere bambaşka bir anlam taşır: İçerdiği sitronella notası, onlara sinek kovucuyu çağrıştırabilir. Benzer şekilde, örneğin lavanta ortam kokusunun parfüm endüstrisindeki yorumlanışı Japonya, Türkiye ve İspanya arasında belirgin nüanslar taşır.