KOKU MU ALDIM? YOKSA AMBALAJ MI?

Ev ve işletme kokulandırmasındaki genel gözlemim; koku performansından ziyade şişe tasarımının, yüksek hacim bilgisinin ve etiketin misafire gösterilme çabasının ön planda tutulduğudur. Şık ambalajların ilgi çekmesi doğaldır. Ancak markaları sadece şişe hacmi üzerinden kıyaslamak veya koku yaymadığı halde sadece ambalajı için bir ürünü tekrar tekrar tercih etmek temel bir hatadır. Ambalajı çekici kılmak ve hacmi yüksek göstermek, koku kalitesi yerine genellikle dış görünüşe ve mililitre hesabına odaklanan alıcıyı ikna etmek için kullanılan bir satış yöntemi olabilir.


Benzer bir yanılgı koku makinelerinde de görülür. Ortamda kokan makine içindeki esans olmasına rağmen; cihazın dayanıklılığı yerine fiziksel heybeti, yüksekliği ve hatta ışıklı olması bir kalite ölçütü sanılır. Halbuki devasa bir kasanın içinde çok ufak veya yetersiz ya da sürekli bozulan bir mekanizma dahi olabilir.


Bu tercihleri gıda tüketimine benzetiyorum. Dünyanın en yüksek C vitamini kaynaklarından biri olan kuşburnu (100 gramda 426 mg) neredeyse coğrafyamızda yok sayılırken; egzotik gıdaları sağlık için tüketmek bir statü göstergesi kabul edilir. Oysa kuşburnundaki C vitamini, portakalın (100 gramda 53 mg) dahi katbekat fazlasıdır.


Sonuç olarak; fabrikasyon şişeler, ışıklı veya uzun makineler yani koku araçları size özel bir ambiyans yaratmaz; çünkü ortamı kokutan araç değil, içinde kullanılan esanstır. Öncelik daima sessiz ve görünmez lüks olan koku kalitesinde olmalıdır. 


Eğer ürün ortamı yeterince kokutmuyorsa, hem bütçeniz israf edilmiş hem de mekanınız için daha şık ve sanatsal dekorasyon fırsatları kaçırılmış demektir. Koku yerine araçlarına odaklanmak, koku kültürünün henüz oturmadığının net bir göstergesidir. Buna ek olarak, koku araçlarına odaklanmak iç dekorasyonda estetik ve sanattan uzaklaşıldığının sinyallerini verir.


Ambalaj yanılgısı dışında dikkat edilmesi gereken diğer kritik konu seçim yöntemidir. Tüketici genellikle tenine sürdüğü parfümü seçer gibi doğrudan şişeden koklayarak karar verir. Bu noktada ciddi bir paradoks oluşur: Geniş bir alanı kokulandırma gücüne sahip kaliteli bir esans, şişeden doğrudan koklandığında fazla yoğun ve itici gelebilir. Tam tersine, havaya yayıldığında etkisiz kalacak zayıf bir ürün, şişeden koklandığında hafif ve hoş algılanabilir. Yakından yapılan bu hatalı test, zayıf ürünlerin ortamda etkili olacağı yanılgısını yaratır.


Tüm seçimler doğru yapılsa bile, uygulama yöntemi deneyim gerektirir. Sıkça dile getirilen çok yoğun kokuyor eleştirisi, aslında tüketici lehine büyük bir avantajdır. Çünkü koku yoğun geliyorsa, kullanım miktarı azaltılarak kolayca ideal seviyeye çekilebilir. Bu sayede ürün çok daha uzun süre dayanır ve kullanım maliyeti ciddi oranda düşer.


Şöyle düşünebilirsiniz: Ucuz bir yemek sizi doyurabilir, düşük fiyatlı bir atkı da sizi soğuktan koruyabilir. Ancak ortam kokusu kötü ise ambalajın gösterişli olması sorunu çözmez. Ayrıca ucuz bir gömlek birkaç yıkamada kullanılamaz hale gelirken, kaliteli kumaşa sahip bir gömlek yıllarca giyilebilir. Satın alırken ucuz görünen ürün, kısa ömrü nedeniyle uzun vadede çok daha pahalıya gelebilir. Bu nedenle etiket fiyatına değil, doğru kullanım yöntemleriyle ortaya çıkan ürün ömrüne odaklanılmalıdır. Ortam kokusunun günlük maliyeti, çay veya kahve gibi rutin harcamalardan çok daha düşüktür.


Kullandığınız marka ne kadar kaliteli olursa olsun, ortam kokusunun doğası gereği tüketilebilir bir ürün olduğu unutulmamalıdır. Kalorifer kapatıldığında ortam ısısı nasıl azalıyorsa, koku kaynağı yenilenmediği sürece etkisi kaybolmaya mahkumdur.


Özetle amaç; kokan suyu ucuza ya da fabrikasyon bir dekorasyon ürünü almak değil, sizin ve misafirlerinizin koklamaya doyamayacağı o eşsiz ambiyansı yaratmaktır. Tüm bu detayların ışığında görüyoruz ki ortam kokusu; mimarinin belki de en son dokunuşu; yalnızca bir lüks değil, aynı zamanda maddi kaynakların ötesinde vizyon ve matematik gerektiren, soyut ve sürekli tükenen bir üründür.

KOK!

KOKU MU ALDIM? YOKSA AMBALAJ MI?

Ev ve işletme kokulandırmasındaki genel gözlemim; koku performansından ziyade şişe tasarımının, yüksek hacim bilgisinin ve etiketin misafire gösterilme çabasının ön planda tutulduğudur. Şık ambalajların ilgi çekmesi doğaldır. Ancak markaları sadece şişe hacmi üzerinden kıyaslamak veya koku yaymadığı halde sadece ambalajı için bir ürünü tekrar tekrar tercih etmek temel bir hatadır. Ambalajı çekici kılmak ve hacmi yüksek göstermek, koku kalitesi yerine genellikle dış görünüşe ve mililitre hesabına odaklanan alıcıyı ikna etmek için kullanılan bir satış yöntemi olabilir.


Benzer bir yanılgı koku makinelerinde de görülür. Ortamda kokan makine içindeki esans olmasına rağmen; cihazın dayanıklılığı yerine fiziksel heybeti, yüksekliği ve hatta ışıklı olması bir kalite ölçütü sanılır. Halbuki devasa bir kasanın içinde çok ufak veya yetersiz ya da sürekli bozulan bir mekanizma dahi olabilir.


Bu tercihleri gıda tüketimine benzetiyorum. Dünyanın en yüksek C vitamini kaynaklarından biri olan kuşburnu (100 gramda 426 mg) neredeyse coğrafyamızda yok sayılırken; egzotik gıdaları sağlık için tüketmek bir statü göstergesi kabul edilir. Oysa kuşburnundaki C vitamini, portakalın (100 gramda 53 mg) dahi katbekat fazlasıdır.


Sonuç olarak; fabrikasyon şişeler, ışıklı veya uzun makineler yani koku araçları size özel bir ambiyans yaratmaz; çünkü ortamı kokutan araç değil, içinde kullanılan esanstır. Öncelik daima sessiz ve görünmez lüks olan koku kalitesinde olmalıdır. 


Eğer ürün ortamı yeterince kokutmuyorsa, hem bütçeniz israf edilmiş hem de mekanınız için daha şık ve sanatsal dekorasyon fırsatları kaçırılmış demektir. Koku yerine araçlarına odaklanmak, koku kültürünün henüz oturmadığının net bir göstergesidir. Buna ek olarak, koku araçlarına odaklanmak iç dekorasyonda estetik ve sanattan uzaklaşıldığının sinyallerini verir.


Ambalaj yanılgısı dışında dikkat edilmesi gereken diğer kritik konu seçim yöntemidir. Tüketici genellikle tenine sürdüğü parfümü seçer gibi doğrudan şişeden koklayarak karar verir. Bu noktada ciddi bir paradoks oluşur: Geniş bir alanı kokulandırma gücüne sahip kaliteli bir esans, şişeden doğrudan koklandığında fazla yoğun ve itici gelebilir. Tam tersine, havaya yayıldığında etkisiz kalacak zayıf bir ürün, şişeden koklandığında hafif ve hoş algılanabilir. Yakından yapılan bu hatalı test, zayıf ürünlerin ortamda etkili olacağı yanılgısını yaratır.


Tüm seçimler doğru yapılsa bile, uygulama yöntemi deneyim gerektirir. Sıkça dile getirilen çok yoğun kokuyor eleştirisi, aslında tüketici lehine büyük bir avantajdır. Çünkü koku yoğun geliyorsa, kullanım miktarı azaltılarak kolayca ideal seviyeye çekilebilir. Bu sayede ürün çok daha uzun süre dayanır ve kullanım maliyeti ciddi oranda düşer.


Şöyle düşünebilirsiniz: Ucuz bir yemek sizi doyurabilir, düşük fiyatlı bir atkı da sizi soğuktan koruyabilir. Ancak ortam kokusu kötü ise ambalajın gösterişli olması sorunu çözmez. Ayrıca ucuz bir gömlek birkaç yıkamada kullanılamaz hale gelirken, kaliteli kumaşa sahip bir gömlek yıllarca giyilebilir. Satın alırken ucuz görünen ürün, kısa ömrü nedeniyle uzun vadede çok daha pahalıya gelebilir. Bu nedenle etiket fiyatına değil, doğru kullanım yöntemleriyle ortaya çıkan ürün ömrüne odaklanılmalıdır. Ortam kokusunun günlük maliyeti, çay veya kahve gibi rutin harcamalardan çok daha düşüktür.


Kullandığınız marka ne kadar kaliteli olursa olsun, ortam kokusunun doğası gereği tüketilebilir bir ürün olduğu unutulmamalıdır. Kalorifer kapatıldığında ortam ısısı nasıl azalıyorsa, koku kaynağı yenilenmediği sürece etkisi kaybolmaya mahkumdur.


Özetle amaç; kokan suyu ucuza ya da fabrikasyon bir dekorasyon ürünü almak değil, sizin ve misafirlerinizin koklamaya doyamayacağı o eşsiz ambiyansı yaratmaktır. Tüm bu detayların ışığında görüyoruz ki ortam kokusu; mimarinin belki de en son dokunuşu; yalnızca bir lüks değil, aynı zamanda maddi kaynakların ötesinde vizyon ve matematik gerektiren, soyut ve sürekli tükenen bir üründür.

KOK!

Siteden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır. Bu siteye giriş yaparak, çerez politikasını kabul etmiş sayılırsınız.

Kabul