Farklı Koku Çeşitleri
Burnumuz sürekli koku alır fakat bu kokunun algılanması için beynimiz tarafından normalleştirilmiş ortam şartlarından farklı değer kazanmış olması gerekir. Bir süre sonra da beyin bu mevcut hali normal koşul olarak kabul edip algı eşiğini bu noktaya taşır. Böylece ortam şartlarındaki değişimin sürekli olarak algılanması sağlanır. Ki bu da organizmanın güvenlik, beslenme ve üreme ihtiyaçları için kritik önemdedir. Koku duyumuz yirmi dört saat boyunca hiç durmadan çalışır. Ancak sinir sistemimiz ortamdaki her değişikliği anında algılayabilmemiz için bir önceki hali tabiri caizse sıfır noktası olarak belirler. Muhakkak defalarca deneyimlemişsinizdir; üzerinizdeki parfümü sizin dışınızda herkesin fark etme sebebi de budur. Zira parfümünüzün kokusu bir süre sonra sizin beyniniz için artık sıfır noktası olmuştur. Ancak yanınıza yaklaşan bir başka insanın sıfır noktasından bariz bir sapmadır ve onun beyni bunu hemen algılar. Bu algıdan sonra organizmanın göstereceği tepki ise bambaşka bir durumdur. Her bir kişi için bambaşka çağrışımlar, keyif yahut rahatsızlık, beğeni yahut tam tersi söz konusu olabilir. Biyolojik özelliklerimiz, yetişme yetiştirilme şeklimiz, beğenilerimiz coğrafi ve sosyolojik konumlanışımız, hatıralarımız vs. ile birleşip koku tercihlerimizi de belirler. Kokuları seçemediğinizde, yapmanız gereken tek şey açık havaya çıkıp derin nefes almak ve bir süre beklemek yani algı eşiğinizi sıfırlamaktır. Söylenildiği gibi kahve koklamanın hiçbir faydası olmaz.
Algı sonrası kokuların kişi üzerinde etkileri bambaşka bir konu demiştik. Yukarıda koku ile hafıza ve koku ile tanıma/tanınma ilişkilerinden bahsetmiştik. Burada bunun biraz daha uç bir halinden sinesteziden (birleşik duyumlar anlamına gelir) alıntı yapmak istiyorum. Sinestezik kişilerde belirli bir duyunun uyarılması, olağanın dışında bir duyusal deneyimi tetikler: Renkler işitilebilir, biçimler tat kazanır ya da sistematik duyusal karışımlar yaşanır. Bu tür deneyimler, hiçbir anlamda patolojik birer anormallik değildir; sadece istatistiksel açıdan sıra dışıdır. Ve her yirmi bin kişiden birinde rastlanır. Bu duyumsal ikiliğin her insanda kimisinde çok az; bir kısmında ise dorukta olmak üzere (sinestezik kişiler) var olması mümkün olabilir. Yani hoşlandığınız kokuların ilgili insanları yahut mekânları çağrıştırması kadar; dinlediğiniz müzikler veya giysilerinizin rengi ile örtüşmesi de son derece doğaldır.
Bu biyolojik özelliklerimizden dolayı koku seçimi ister kişisel kullanım için olsun ister mekân kokulandırma amaçlı olsun isterse de keyif vermek hoşluk yaratmak adına veya bir pazarlama stratejisi olarak kritiktir. Bu bakışla mesela genel kabul gören bir mekânda tek çeşit koku kullanılması bence hatalı bir uygulamadır. Çünkü bir süre sonra kimse kokuyu zaten hissedemeyecektir. Ayrıca tek bir kokunun bambaşka bireylerde aynı etki ve çağrışımları yaratmasını beklemek doğru bir bakış açısı değildir. Buna ek olarak, ayrı ve/veya büyük alanlarda çeşitli kokularla monotonluğun kırılması, ortama zenginlik katıp ziyaretçilerinizin beğeni ve koku hafızasında hatırlanma oranlarını artıracaktır. Tek çeşit koku kullanımı ise, muhtemelen operasyonel birim maliyetleri düşürmek için zamanında önerilmiş ve bir şekilde standartlaşmıştır. Örneğin, bir evin veya ofisin tamamen pudra kokmasındansa, salondaki koku makinesinde pudra, tuvalette ise çubuklu koku ile Marsilya sabunu tercih edilmesi burun için daha etkileyicidir. Aynı mekânda çeşitli kokuları kullanırken, kapı ve pencere gibi hava sirkülasyonunun daha fazla olduğu yerlere hafif koku çeşitlerini uzak konumlandırmak önerilebilir.
Kokular havada birbirine karışmadığı gibi, ter ve parfüm gibi farklı formdakiler hariç, sıvı olarak da karıştırılabilir, özellikle de aynı markalar. Renkleri karıştırmak gibi düşünebilirsiniz… Harika sonuçlar elde edebilirsiniz, her şey sizin hayal gücünüze bağlıdır. Bu durum yemeklerde de geçerli değil midir? Pişerken sadece biber yerine; biber, sarımsak ve soğan karışımının kokusu, yemeği daha çekici ve unutulmaz kılmaz mı?
Söz yemeğe gelmişken diyet ve kokuyla ilgili bir düşüncemi paylaşmak isterim. Mutfağa sinmiş veya muhafaza edilen gıda kokularına burun belli bir zaman sonra alışır ve fark edemez. Ortamda hiç yemek görmediğiniz halde, mutfağa yaklaştığınızda veya girdiğinizde iştahınızın açılmasının bir sebebi de beynin kokuyu bildirmeyi durdurmuş olduğu halde işlemeye devam etmesi olabilir. Bu da iradenizi kırıp iştahınızı tetikleyebilir. Bu sebeple, diyet yapanların mutfağı devamlı havalandırmasını ve yemeklerini mutfaktan farklı, havalandırılmış bir yerde yemelerini öneririm.
Farklı Koku Çeşitleri
Burnumuz sürekli koku alır fakat bu kokunun algılanması için beynimiz tarafından normalleştirilmiş ortam şartlarından farklı değer kazanmış olması gerekir. Bir süre sonra da beyin bu mevcut hali normal koşul olarak kabul edip algı eşiğini bu noktaya taşır. Böylece ortam şartlarındaki değişimin sürekli olarak algılanması sağlanır. Ki bu da organizmanın güvenlik, beslenme ve üreme ihtiyaçları için kritik önemdedir. Koku duyumuz yirmi dört saat boyunca hiç durmadan çalışır. Ancak sinir sistemimiz ortamdaki her değişikliği anında algılayabilmemiz için bir önceki hali tabiri caizse sıfır noktası olarak belirler. Muhakkak defalarca deneyimlemişsinizdir; üzerinizdeki parfümü sizin dışınızda herkesin fark etme sebebi de budur. Zira parfümünüzün kokusu bir süre sonra sizin beyniniz için artık sıfır noktası olmuştur. Ancak yanınıza yaklaşan bir başka insanın sıfır noktasından bariz bir sapmadır ve onun beyni bunu hemen algılar. Bu algıdan sonra organizmanın göstereceği tepki ise bambaşka bir durumdur. Her bir kişi için bambaşka çağrışımlar, keyif yahut rahatsızlık, beğeni yahut tam tersi söz konusu olabilir. Biyolojik özelliklerimiz, yetişme yetiştirilme şeklimiz, beğenilerimiz coğrafi ve sosyolojik konumlanışımız, hatıralarımız vs. ile birleşip koku tercihlerimizi de belirler. Kokuları seçemediğinizde, yapmanız gereken tek şey açık havaya çıkıp derin nefes almak ve bir süre beklemek yani algı eşiğinizi sıfırlamaktır. Söylenildiği gibi kahve koklamanın hiçbir faydası olmaz.
Algı sonrası kokuların kişi üzerinde etkileri bambaşka bir konu demiştik. Yukarıda koku ile hafıza ve koku ile tanıma/tanınma ilişkilerinden bahsetmiştik. Burada bunun biraz daha uç bir halinden sinesteziden (birleşik duyumlar anlamına gelir) alıntı yapmak istiyorum. Sinestezik kişilerde belirli bir duyunun uyarılması, olağanın dışında bir duyusal deneyimi tetikler: Renkler işitilebilir, biçimler tat kazanır ya da sistematik duyusal karışımlar yaşanır. Bu tür deneyimler, hiçbir anlamda patolojik birer anormallik değildir; sadece istatistiksel açıdan sıra dışıdır. Ve her yirmi bin kişiden birinde rastlanır. Bu duyumsal ikiliğin her insanda kimisinde çok az; bir kısmında ise dorukta olmak üzere (sinestezik kişiler) var olması mümkün olabilir. Yani hoşlandığınız kokuların ilgili insanları yahut mekânları çağrıştırması kadar; dinlediğiniz müzikler veya giysilerinizin rengi ile örtüşmesi de son derece doğaldır.
Bu biyolojik özelliklerimizden dolayı koku seçimi ister kişisel kullanım için olsun ister mekân kokulandırma amaçlı olsun isterse de keyif vermek hoşluk yaratmak adına veya bir pazarlama stratejisi olarak kritiktir. Bu bakışla mesela genel kabul gören bir mekânda tek çeşit koku kullanılması bence hatalı bir uygulamadır. Çünkü bir süre sonra kimse kokuyu zaten hissedemeyecektir. Ayrıca tek bir kokunun bambaşka bireylerde aynı etki ve çağrışımları yaratmasını beklemek doğru bir bakış açısı değildir. Buna ek olarak, ayrı ve/veya büyük alanlarda çeşitli kokularla monotonluğun kırılması, ortama zenginlik katıp ziyaretçilerinizin beğeni ve koku hafızasında hatırlanma oranlarını artıracaktır. Tek çeşit koku kullanımı ise, muhtemelen operasyonel birim maliyetleri düşürmek için zamanında önerilmiş ve bir şekilde standartlaşmıştır. Örneğin, bir evin veya ofisin tamamen pudra kokmasındansa, salondaki koku makinesinde pudra, tuvalette ise çubuklu koku ile Marsilya sabunu tercih edilmesi burun için daha etkileyicidir. Aynı mekânda çeşitli kokuları kullanırken, kapı ve pencere gibi hava sirkülasyonunun daha fazla olduğu yerlere hafif koku çeşitlerini uzak konumlandırmak önerilebilir.
Kokular havada birbirine karışmadığı gibi, ter ve parfüm gibi farklı formdakiler hariç, sıvı olarak da karıştırılabilir, özellikle de aynı markalar. Renkleri karıştırmak gibi düşünebilirsiniz… Harika sonuçlar elde edebilirsiniz, her şey sizin hayal gücünüze bağlıdır. Bu durum yemeklerde de geçerli değil midir? Pişerken sadece biber yerine; biber, sarımsak ve soğan karışımının kokusu, yemeği daha çekici ve unutulmaz kılmaz mı?
Söz yemeğe gelmişken diyet ve kokuyla ilgili bir düşüncemi paylaşmak isterim. Mutfağa sinmiş veya muhafaza edilen gıda kokularına burun belli bir zaman sonra alışır ve fark edemez. Ortamda hiç yemek görmediğiniz halde, mutfağa yaklaştığınızda veya girdiğinizde iştahınızın açılmasının bir sebebi de beynin kokuyu bildirmeyi durdurmuş olduğu halde işlemeye devam etmesi olabilir. Bu da iradenizi kırıp iştahınızı tetikleyebilir. Bu sebeple, diyet yapanların mutfağı devamlı havalandırmasını ve yemeklerini mutfaktan farklı, havalandırılmış bir yerde yemelerini öneririm.