Zaman ve alan yaratmaya
adanmam gerektiğini idrak ettiren
uzun ve yalnız yürüyüşlerime…
Zaman x Alan = Yaşam x Özgürlük
NAJİ NAAMAN EDEBİYAT ÖDÜLLERİ
2026 24. EDİSYON
83 ÜLKE 4127 KATILIMCI 88 KAZANAN
YARATICILIK ÖDÜLÜ GETİREN 9 AFORİZMAM
Düşündüğünde değil, düşünmemeyi seçtiğinde varsın.
Doğanın çıkmayan tek lekesi insandır.
Yaşamın amacı tartışılır fakat ne olmadığı kesindir.
Doğarken masum, büyürken tanık, yıllar ilerledikçe savcı, yaşlanırken hâkim ve ölürken de biraz suçluyuzdur.
Yalnızlık sıkı dosttur, ölene dek terk etmez.
Sürekli yıprattığın halde değerini artırdığın tek şey hayatındır.
Bitkiler ve hayvanlar, günün birinde dile gelip de insanoğluna seslenecek olsalardı, ilk sözleri “Yapmayın!” olurdu.
Tek başına kaldığında, hayat terk edenleri değil seni sorgular.
Doğa acımasızdır. Güçlüyü av, güçsüzü avcı yapmaz.
VARLIK TELAŞI
Herkes keşfediyor, hâlâ kâşif yok.
Bilinç tükenmez yalancıdır.
Gelecek düştüyse, geçmiş göklerdedir.
Binlerce yıldır kılıktan kılığa girdik, hâlâ olamadık.
BİLGİ SUÇU
Cahili cahil yapan, bilgisizliği değil, bilgisidir.
Düşüncenin detayı için bağlantıdaki videoyu ve açıklamayı inceleyin.
Hiç bilmeyenle yanlış bilenin savaşını, bilgi kaybetti.
İhmal, cehalete muhtaç değil.
Derinler sığlarda boğulur.
Düşünce tek, cehalet ve eğitim bir.
Alakası yok diyebilmek, tecrübe ya da aptallık ister.
Düşünmek seçmeye kadar düştü.
Doğruyu atmak bilgi, hepsini saklamak korku.
STATÜ EKSTRESİ
Sahtesi gerçeğinden pahalı olan tek şey statüdür.
Statü varoluş sancısının ilacıdır, tedavisi değil.
Entelektüellik restoran menüsünü değil, bitkiyi okuyabilmektir.
Bir bitkinin damıtılarak tüketilmesini statü göstergesi saymak, cehalet ve fakirliktir.
Enstrüman ucuzsa, dinlemek statü kaybı zannedilir.
Deve dikeni, keçiboynuzu ve kuşburnu kelimelerindeki iticilik doğaya uyguladığımız edebi infazdır.
OTOPSİ
Mutsuzluk bireyin orijinal eseridir, paha biçilmez.
Dürüstlük, zekânın tatilidir.
Mutluluk, fazlalıkta esir.
Estetik, üzüntümde de dert.
Sıradan olan o değil, o olmaya zorlayanlardır.
Hastayı ilk ziyaret görevden, diğerleri sevgidendir.
Kendini başkasının yerine koymak, başkasını kendi yerine koymaktan zordur.
TASMA
Hayal ettiğini almak zenginlikse, tutsak edenleri bırakmak servettir.
Para ilişkinin en ucuz ihanetidir.
Değeri para sanacak kadar sığdı; vazgeçtikleriyle sefilleşti.
Mesleğe sadakat, paraya ihanetle başlar.
Köleler tatildeyken, özgürler didinir.
MERDİVEN ALTI ÜRETİM
Gösteriş, ruh fakirliğinin aynasıdır.
En ikna edici yalanları fotoğraflara söyletirler.
Marka büyür, ulaşılır; insan küçülür, ulaşılmaz.
Gösteriş; zengine asaletini, fakire yoksulluğunu unutturur.
Seyahat zengin görevi, fakir rüyasıdır.
ALGI SİLSİLESİ
İnternet, tarihi ikiye ayıran İsa’yı hatırlayacak: İnternetten Önce ve İnternetten Sonra.
Gösterilen ve gözükmüyor zannettiğin, aslını görmemen içindir.
Kötülüğü savaşan değil, peşinden koşturan tüketir.
Ekranlar saatlere rakiptir; uyandırmaz derin uyutur.
Aynalar cesurdur, kolayca kırılacakları halde yine de doğruyu söylerler.
İnsanın ayağa kalkması binlerce yıl, oturması bir ekran.
Loş mağaradan parlak ekrana… Nihayet körüz.
HAREKETSİZLİK RİTMİ
Aşkın tarifinden acı çıkartılırsa, evcilleşir.
Hiçbir şey yapmamak için elimizden gelen her şeyi yaptık.
Birey seyirci, markalar put.
Tutku, bağımlılığın efendisidir.
Sıkıntı, yaşam korkusunu ezdi.
Alışkanlıklar merdivendir. Zirveden çukura kadar uzanır.
Tutku moda olamayacak kadar yalnız.
MÜHÜR
Yalnızlığın rengi; korku mu, sıkıntı mı?
Tüm güzel anılarım çoktan bayatladı, yalnızlığım ise hâlâ taptaze.
Tek var olacak kadar güçlüysen, hiç olmak ödülündür.
İyi mükemmeli, mükemmel sadece yalnızlığı kovalar.
Aşk saklı değil, bulamazsın.
Kader, hayallerin mülakatıdır.
Tek çıktığın yolculuktan, bir dönemezsin.
SOYUT MÜLK
Zaman ve alan olmasaydı, rüyada olduğumuzu fark ederdik.
Yanlış yer, yeni hayallerin başladığı doğru zamandır.
Zaman ve alan birdir, ayrı zannedersin.
O DUYU
Biz unutsak da koku, tüm canlıların ana dilidir.
Anne kokusu alamaması, bebeği açlıktan daha çok ağlatır.
Görmek ve duymak kadar koklamaya da güvenilseydi, yalanlar dünyayı yönetemezdi.
Güzel koku tercih sebebi olmayabilir ancak kötüsü ayrılık sebebidir.
Ziyaretçi misafirperverliğini değil, önce kokunu fark eder.
Binlerce yıla rağmen tek farkımız, var olmak için koklamamak.
ZAMAN AŞIMI
Geçmiş acımasızca geleceği hırpalıyor, bugün ise çaresizce izliyor.
Bugüne dönüş bileti gelecektedir.
Erteleme faturası, gerçekleşene kesilir.
Reddedilmenin değeri yıllar sonra ortaya çıkar.
Zaman her şeye kâfi olsa da insanı adamakıllı tanımaya yetmez.
Geçmiş avcındır.
Yürürken yazabilmek düşüncenin lüksüdür.
Hayatını değiştirmiş bir cümle ile hâlâ karşılaşmadıysan, henüz hiçbir şey okumamışsındır.
İLETİŞİM DEFOSU
Sorular niyeti, cevaplar samimiyeti gösterir.
En popüler iki yalan: “Herkes yapıyor” ve “Hiç kimse yapmıyor”.
Paylaş, tarihin en zor fikriydi; sosyal medyada artık hepimizin maskarası.
Kalite alışveriş yaparken değil, tartışırken ortaya çıkar.
Doğrular su, aktı; yalanlar taş, duruyor.
Gri; rekabetin değil, sporun rengidir. Sahalarda gösterilmez.
Ebeveyn zor öğrencidir.
EKONOMİK İLLÜZYON
Mutsuzluk, en çok satın alınan üründür.
Kısa zamanda zengin olmak çok uzun sürer.
Zaman paraysa, hız servettir.
Tarih serveti değil, değeri yazar.
İPOTEK
Hayaller hırsızdır; fazlası ruhtan, azı gelecekten çalar.
Hayali gerçekleştirenin şansı, rakibin para rüyasıdır.
Büyük hataların arkasında, geçmiş başarıların gereksiz güveni yatar.
Bırakmak, alışmaktan pahalıdır.
TOPOLOJİK PORTRE
Statü coğrafyanı değiştirdiğinde değil, coğrafyayı değiştirdiğinde kazanılır.
En değerli ithal ürün atasözüdür.
Bir semt moda olur, sakinleri yabancı.
İstanbul kadar aldatılan başka bir şehir var mıdır; çok sevilir ama hep ellere gidilir…
ADLİ SİCİL
İnsanın doğayla kredili savaşının faturasını tüm canlılar peşin öder.
Hayvanlara eziyet, hayvanat bahçesini ziyaretle başlar.
Hayvanat bahçesi, suçsuz canlıların yargılanmadan tutsak edildiği bir hapishanedir.
İnsanoğlu zamanın kıymetini bilmese de tüm canlılarınki ona bağlıdır.
Hayvanlar insandan fakir ölmez.
Hayvanlar evde kazandı, insan sokakta direniyor.
Doğaya ilk ihanet: Kabuğa çöp demek.
AFORİZMA NE DEĞİLDİR?
Okuyanı rahatlatmak ya da ona duymak istediği şefkati göstermek için yazılmaz. Süslü edebi bir metin olma iddiası taşımaz; sözcükleri giydirmekle değil, gerçeği soymakla ilgilenir. Akademik bir disiplinin ya da biçimsel kuralların sınırlarına sığınmaz. Amacı salt zekice bir sözcük oyunuyla tebessüm ettirmek ya da bir anı paylaşmak değildir. Kişisel gelişim dünyasının klişeleşmiş ve içi boşaltılmış başarı söylemleriyle karıştırılmamalıdır.
AFORİZMA NEDİR?
Yerleşik bir yargıyı, beklenmedik ve keskin bir başka yargıyla keserek zihinde yeni bir şimşek çaktırma sanatıdır. Sayfalarca sürecek bir felsefi tartışmayı, en saf ve en yalın hâliyle birkaç cümleye sığdırma becerisidir. Okuru sarsmayı, konfor alanından çıkarmayı ve bildiği bir gerçeğe daha önce hiç bakmadığı bir açıdan baktırmayı hedefler. Bir son nokta koymaktan ziyade, zihinde yeni bir tartışma ve sorgulama süreci başlatan bir başlangıç vuruşudur.
AFORİZMALARIM HAKKINDA
Aforizma yaratmayı, insanlık tarihinin binlerce yıllık birikimi arasından sıyrılıp henüz kimsenin hayal etmediği bir cümleyi evrensel düşünce piramidinin üstüne koyma tutkusu olarak görüyorum. Yükseldikçe daralan bu yerde, eklenen bir taşın dahi özgün anılması her geçen gün zorlaşmaktadır. Edebiyat, tarih ya da felsefe gibi disiplinler sürekli yeni isimler çıkarırken, düşünürlerin nadiren belirmesi ya da uzun dönemler boyunca hiç varlık gösterememesinin temel nedenlerinden biri de budur.
Felsefeci; felsefe tarihini, kavramları ve disiplinleri akademik bir yaklaşımla inceler, kuramsal bir mimari inşa eder. Bir sisteme sadık kalarak kafa yorar.
Ben ise belli bir kalıba ya da akademik kurala bağlı kalmadan, hayatın ve evrenin gerçeğini kendi bakış açımla arıyorum. Kuramsal mimariden ziyade, o yapının içinde yaşamanın ruhuyla ilgilenen bir sanatçı gibiyim.
Aforizma yazmak yerine yaratmak sözcüğünü kullanmamın nedeni, cümlelerimin hiçbirinin masa başında kurgulanmamış olmasıdır. Yazmak zamanla kurulan teknik bir inşa süreciyken; aforizma, hareketle birleşen derin inzivaların ya da yoğun sosyalleşmenin içinde ansızın çakan bütüncül bir farkındalıktır. Gündemden yalıtılmış bir yaşam modeline muhtaç bu zihinsel parlamaların masa başında yapılan tek işlemi ise editoryal düzenlemesidir.
Yıllardır her gün attığım yaklaşık on beş bin adım, şehrin gürültüsüne rağmen dış dünyadan tamamen yalıtıldığım sessiz bir inziva alanı açtı. Bu yürüyüşler sırasında dışarıdaki gürültüyü değil, kendi iç sesimi dinlemeyi öğrendim. Bu ruh hâli farkındalığımı ve üretkenliğimi artırırken; özellikle zaman ve alan olguları üzerine derinleşmemi, değer yargılarımı değiştirmemi sağladı. Doğanın ritmiyle bütünleşen ve hayatıma büyük kıymet katan bu adımlar, varoluş savaşımın en güçlü dayanağıdır.
Kendi terminolojimin bir parçası olarak aforizmalarımda uzay ve mekân yerine alan kelimesini tercih ediyorum. Mekân kelimesinin zihnimizde yarattığı kapalı yer algısı ve uzay kavramının dünyadan kopuk boşluk çağrışımı yerine; alan kelimesinin daha sade, sınırsız ve kapsayıcı doğasına sığınıyorum.
Düşüncede özgünlük arayışımı bir başka açıdan ele alırsak; plastik sanatlarla uğraşan kişilerin aynı obje ya da konuyu farklı şekillerde tasarlayıp aktarmaları, estetik anlayışlarının bir yansımasıdır. Örneğin, aynı temayı resmedenlerin eserleri bir başkasınınkiyle aynı duyguyu vermez, tatları bambaşkadır. Yazarken de bir olayı birlikte yaşayanların değişik sonuçlar çıkarıp anlatması doğaldır. Bir olayı sayfalarca anlatabileceğiniz gibi, tek bir satırla da açıklayabilirsiniz.
Bu bakış açısıyla aforizmalarım ne tartışılmaz ne de temelsizdir. Yaşamış olduğum karmaşık ya da son derece sıradan bir durumu, daha önce hiç söylenmemiş ve basit bir dille sözcüklere dökme çabasındayım.
Edebiyat ve felsefe okuru değilim. Kendi varoluşuma, başkalarının hayallerini, varsayımlarını ya da tecrübelerini okuyarak değil, gözlemleyerek giderim. Takıldığım ya da merak ettiğim yerde yalnızca o konuyu okurum. Modüler okuduğum şey edebiyat değil, bilgidir. Ansiklopedi okur gibi okurum.
Bu kitaptaki aforizmaların hiçbiri bir kitaptan, bir yazardan ya da bir düşünürden doğmadı. Kendi sorgulamalarımla neden ile sonuç arasındaki tutarsızlıkları buldum, eksik kalanı tamamladım.
Edebiyat okumadan yazan, kendinden önce kimin ne söylediğini bilemez. Bu yüzden yapay zekâdan, yalnızca bir denetim için, daha önce söylenmiş olabilecek cümleleri bana göstermesini istedim. Taklit olmasalar da okur esinlenilmiş sanabilir endişesiyle onları sildim. Etkilenmek bir yana, benden öncekilere ustura keskinliğinde bir mesafeyle dururum.
Yine de bazı cümlelerim okura tanıdık gelebilir. Bu bir alıntı değil, yalnız düşünenlerin yollarının kesişmesidir.
Sizlere bir metot daveti olarak; aforizmaların yanına kendi düşüncelerinizi not düşmenizi ve tarih atmanızı öneririm. Böylece ilerleyen yıllarda dönüp baktığınızda, olaylara yaklaşımınızın nasıl evrildiğine bizzat tanıklık edebilirsiniz. Bu davetimin temelinde, Kanada’da yaşadığım dönemde karşıma çıkan ve Keşke Çocukken Okusaydım kitabımın ismine de ilham kaynağı olan şu formül yatar:
Bakış Açısı + Çaba = Sonuç
Zaman ve alan yaratmaya
adanmam gerektiğini idrak ettiren
uzun ve yalnız yürüyüşlerime…
Zaman x Alan = Yaşam x Özgürlük
NAJİ NAAMAN EDEBİYAT ÖDÜLLERİ
2026 24. EDİSYON
83 ÜLKE 4127 KATILIMCI 88 KAZANAN
YARATICILIK ÖDÜLÜ GETİREN 9 AFORİZMAM
Düşündüğünde değil, düşünmemeyi seçtiğinde varsın.
Doğanın çıkmayan tek lekesi insandır.
Yaşamın amacı tartışılır fakat ne olmadığı kesindir.
Doğarken masum, büyürken tanık, yıllar ilerledikçe savcı, yaşlanırken hâkim ve ölürken de biraz suçluyuzdur.
Yalnızlık sıkı dosttur, ölene dek terk etmez.
Sürekli yıprattığın halde değerini artırdığın tek şey hayatındır.
Bitkiler ve hayvanlar, günün birinde dile gelip de insanoğluna seslenecek olsalardı, ilk sözleri “Yapmayın!” olurdu.
Tek başına kaldığında, hayat terk edenleri değil seni sorgular.
Doğa acımasızdır. Güçlüyü av, güçsüzü avcı yapmaz.
VARLIK TELAŞI
Herkes keşfediyor, hâlâ kâşif yok.
Bilinç tükenmez yalancıdır.
Gelecek düştüyse, geçmiş göklerdedir.
Binlerce yıldır kılıktan kılığa girdik, hâlâ olamadık.
BİLGİ SUÇU
Cahili cahil yapan, bilgisizliği değil, bilgisidir.
Düşüncenin detayı için bağlantıdaki videoyu ve açıklamayı inceleyin.
Hiç bilmeyenle yanlış bilenin savaşını, bilgi kaybetti.
İhmal, cehalete muhtaç değil.
Derinler sığlarda boğulur.
Düşünce tek, cehalet ve eğitim bir.
Alakası yok diyebilmek, tecrübe ya da aptallık ister.
Düşünmek seçmeye kadar düştü.
Doğruyu atmak bilgi, hepsini saklamak korku.
STATÜ EKSTRESİ
Sahtesi gerçeğinden pahalı olan tek şey statüdür.
Statü varoluş sancısının ilacıdır, tedavisi değil.
Entelektüellik restoran menüsünü değil, bitkiyi okuyabilmektir.
Bir bitkinin damıtılarak tüketilmesini statü göstergesi saymak, cehalet ve fakirliktir.
Enstrüman ucuzsa, dinlemek statü kaybı zannedilir.
Deve dikeni, keçiboynuzu ve kuşburnu kelimelerindeki iticilik doğaya uyguladığımız edebi infazdır.
OTOPSİ
Mutsuzluk bireyin orijinal eseridir, paha biçilmez.
Dürüstlük, zekânın tatilidir.
Mutluluk, fazlalıkta esir.
Estetik, üzüntümde de dert.
Sıradan olan o değil, o olmaya zorlayanlardır.
Hastayı ilk ziyaret görevden, diğerleri sevgidendir.
Kendini başkasının yerine koymak, başkasını kendi yerine koymaktan zordur.
TASMA
Hayal ettiğini almak zenginlikse, tutsak edenleri bırakmak servettir.
Para ilişkinin en ucuz ihanetidir.
Değeri para sanacak kadar sığdı; vazgeçtikleriyle sefilleşti.
Mesleğe sadakat, paraya ihanetle başlar.
Köleler tatildeyken, özgürler didinir.
MERDİVEN ALTI ÜRETİM
Gösteriş, ruh fakirliğinin aynasıdır.
En ikna edici yalanları fotoğraflara söyletirler.
Marka büyür, ulaşılır; insan küçülür, ulaşılmaz.
Gösteriş; zengine asaletini, fakire yoksulluğunu unutturur.
Seyahat zengin görevi, fakir rüyasıdır.
ALGI SİLSİLESİ
İnternet, tarihi ikiye ayıran İsa’yı hatırlayacak: İnternetten Önce ve İnternetten Sonra.
Gösterilen ve gözükmüyor zannettiğin, aslını görmemen içindir.
Kötülüğü savaşan değil, peşinden koşturan tüketir.
Ekranlar saatlere rakiptir; uyandırmaz derin uyutur.
Aynalar cesurdur, kolayca kırılacakları halde yine de doğruyu söylerler.
İnsanın ayağa kalkması binlerce yıl, oturması bir ekran.
Loş mağaradan parlak ekrana… Nihayet körüz.
HAREKETSİZLİK RİTMİ
Aşkın tarifinden acı çıkartılırsa, evcilleşir.
Hiçbir şey yapmamak için elimizden gelen her şeyi yaptık.
Birey seyirci, markalar put.
Tutku, bağımlılığın efendisidir.
Sıkıntı, yaşam korkusunu ezdi.
Alışkanlıklar merdivendir. Zirveden çukura kadar uzanır.
Tutku moda olamayacak kadar yalnız.
MÜHÜR
Yalnızlığın rengi; korku mu, sıkıntı mı?
Tüm güzel anılarım çoktan bayatladı, yalnızlığım ise hâlâ taptaze.
Tek var olacak kadar güçlüysen, hiç olmak ödülündür.
İyi mükemmeli, mükemmel sadece yalnızlığı kovalar.
Aşk saklı değil, bulamazsın.
Kader, hayallerin mülakatıdır.
Tek çıktığın yolculuktan, bir dönemezsin.
SOYUT MÜLK
Zaman ve alan olmasaydı, rüyada olduğumuzu fark ederdik.
Yanlış yer, yeni hayallerin başladığı doğru zamandır.
Zaman ve alan birdir, ayrı zannedersin.
O DUYU
Biz unutsak da koku, tüm canlıların ana dilidir.
Anne kokusu alamaması, bebeği açlıktan daha çok ağlatır.
Görmek ve duymak kadar koklamaya da güvenilseydi, yalanlar dünyayı yönetemezdi.
Güzel koku tercih sebebi olmayabilir ancak kötüsü ayrılık sebebidir.
Ziyaretçi misafirperverliğini değil, önce kokunu fark eder.
Binlerce yıla rağmen tek farkımız, var olmak için koklamamak.
ZAMAN AŞIMI
Geçmiş acımasızca geleceği hırpalıyor, bugün ise çaresizce izliyor.
Bugüne dönüş bileti gelecektedir.
Erteleme faturası, gerçekleşene kesilir.
Reddedilmenin değeri yıllar sonra ortaya çıkar.
Zaman her şeye kâfi olsa da insanı adamakıllı tanımaya yetmez.
Geçmiş avcındır.
Yürürken yazabilmek düşüncenin lüksüdür.
Hayatını değiştirmiş bir cümle ile hâlâ karşılaşmadıysan, henüz hiçbir şey okumamışsındır.
İLETİŞİM DEFOSU
Sorular niyeti, cevaplar samimiyeti gösterir.
En popüler iki yalan: “Herkes yapıyor” ve “Hiç kimse yapmıyor”.
Paylaş, tarihin en zor fikriydi; sosyal medyada artık hepimizin maskarası.
Kalite alışveriş yaparken değil, tartışırken ortaya çıkar.
Doğrular su, aktı; yalanlar taş, duruyor.
Gri; rekabetin değil, sporun rengidir. Sahalarda gösterilmez.
Ebeveyn zor öğrencidir.
EKONOMİK İLLÜZYON
Mutsuzluk, en çok satın alınan üründür.
Kısa zamanda zengin olmak çok uzun sürer.
Zaman paraysa, hız servettir.
Tarih serveti değil, değeri yazar.
İPOTEK
Hayaller hırsızdır; fazlası ruhtan, azı gelecekten çalar.
Hayali gerçekleştirenin şansı, rakibin para rüyasıdır.
Büyük hataların arkasında, geçmiş başarıların gereksiz güveni yatar.
Bırakmak, alışmaktan pahalıdır.
TOPOLOJİK PORTRE
Statü coğrafyanı değiştirdiğinde değil, coğrafyayı değiştirdiğinde kazanılır.
En değerli ithal ürün atasözüdür.
Bir semt moda olur, sakinleri yabancı.
İstanbul kadar aldatılan başka bir şehir var mıdır; çok sevilir ama hep ellere gidilir…
ADLİ SİCİL
İnsanın doğayla kredili savaşının faturasını tüm canlılar peşin öder.
Hayvanlara eziyet, hayvanat bahçesini ziyaretle başlar.
Hayvanat bahçesi, suçsuz canlıların yargılanmadan tutsak edildiği bir hapishanedir.
İnsanoğlu zamanın kıymetini bilmese de tüm canlılarınki ona bağlıdır.
Hayvanlar insandan fakir ölmez.
Hayvanlar evde kazandı, insan sokakta direniyor.
Doğaya ilk ihanet: Kabuğa çöp demek.
AFORİZMA NE DEĞİLDİR?
Okuyanı rahatlatmak ya da ona duymak istediği şefkati göstermek için yazılmaz. Süslü edebi bir metin olma iddiası taşımaz; sözcükleri giydirmekle değil, gerçeği soymakla ilgilenir. Akademik bir disiplinin ya da biçimsel kuralların sınırlarına sığınmaz. Amacı salt zekice bir sözcük oyunuyla tebessüm ettirmek ya da bir anı paylaşmak değildir. Kişisel gelişim dünyasının klişeleşmiş ve içi boşaltılmış başarı söylemleriyle karıştırılmamalıdır.
AFORİZMA NEDİR?
Yerleşik bir yargıyı, beklenmedik ve keskin bir başka yargıyla keserek zihinde yeni bir şimşek çaktırma sanatıdır. Sayfalarca sürecek bir felsefi tartışmayı, en saf ve en yalın hâliyle birkaç cümleye sığdırma becerisidir. Okuru sarsmayı, konfor alanından çıkarmayı ve bildiği bir gerçeğe daha önce hiç bakmadığı bir açıdan baktırmayı hedefler. Bir son nokta koymaktan ziyade, zihinde yeni bir tartışma ve sorgulama süreci başlatan bir başlangıç vuruşudur.
AFORİZMALARIM HAKKINDA
Aforizma yaratmayı, insanlık tarihinin binlerce yıllık birikimi arasından sıyrılıp henüz kimsenin hayal etmediği bir cümleyi evrensel düşünce piramidinin üstüne koyma tutkusu olarak görüyorum. Yükseldikçe daralan bu yerde, eklenen bir taşın dahi özgün anılması her geçen gün zorlaşmaktadır. Edebiyat, tarih ya da felsefe gibi disiplinler sürekli yeni isimler çıkarırken, düşünürlerin nadiren belirmesi ya da uzun dönemler boyunca hiç varlık gösterememesinin temel nedenlerinden biri de budur.
Felsefeci; felsefe tarihini, kavramları ve disiplinleri akademik bir yaklaşımla inceler, kuramsal bir mimari inşa eder. Bir sisteme sadık kalarak kafa yorar.
Ben ise belli bir kalıba ya da akademik kurala bağlı kalmadan, hayatın ve evrenin gerçeğini kendi bakış açımla arıyorum. Kuramsal mimariden ziyade, o yapının içinde yaşamanın ruhuyla ilgilenen bir sanatçı gibiyim.
Aforizma yazmak yerine yaratmak sözcüğünü kullanmamın nedeni, cümlelerimin hiçbirinin masa başında kurgulanmamış olmasıdır. Yazmak zamanla kurulan teknik bir inşa süreciyken; aforizma, hareketle birleşen derin inzivaların ya da yoğun sosyalleşmenin içinde ansızın çakan bütüncül bir farkındalıktır. Gündemden yalıtılmış bir yaşam modeline muhtaç bu zihinsel parlamaların masa başında yapılan tek işlemi ise editoryal düzenlemesidir.
Yıllardır her gün attığım yaklaşık on beş bin adım, şehrin gürültüsüne rağmen dış dünyadan tamamen yalıtıldığım sessiz bir inziva alanı açtı. Bu yürüyüşler sırasında dışarıdaki gürültüyü değil, kendi iç sesimi dinlemeyi öğrendim. Bu ruh hâli farkındalığımı ve üretkenliğimi artırırken; özellikle zaman ve alan olguları üzerine derinleşmemi, değer yargılarımı değiştirmemi sağladı. Doğanın ritmiyle bütünleşen ve hayatıma büyük kıymet katan bu adımlar, varoluş savaşımın en güçlü dayanağıdır.
Kendi terminolojimin bir parçası olarak aforizmalarımda uzay ve mekân yerine alan kelimesini tercih ediyorum. Mekân kelimesinin zihnimizde yarattığı kapalı yer algısı ve uzay kavramının dünyadan kopuk boşluk çağrışımı yerine; alan kelimesinin daha sade, sınırsız ve kapsayıcı doğasına sığınıyorum.
Düşüncede özgünlük arayışımı bir başka açıdan ele alırsak; plastik sanatlarla uğraşan kişilerin aynı obje ya da konuyu farklı şekillerde tasarlayıp aktarmaları, estetik anlayışlarının bir yansımasıdır. Örneğin, aynı temayı resmedenlerin eserleri bir başkasınınkiyle aynı duyguyu vermez, tatları bambaşkadır. Yazarken de bir olayı birlikte yaşayanların değişik sonuçlar çıkarıp anlatması doğaldır. Bir olayı sayfalarca anlatabileceğiniz gibi, tek bir satırla da açıklayabilirsiniz.
Bu bakış açısıyla aforizmalarım ne tartışılmaz ne de temelsizdir. Yaşamış olduğum karmaşık ya da son derece sıradan bir durumu, daha önce hiç söylenmemiş ve basit bir dille sözcüklere dökme çabasındayım.
Edebiyat ve felsefe okuru değilim. Kendi varoluşuma, başkalarının hayallerini, varsayımlarını ya da tecrübelerini okuyarak değil, gözlemleyerek giderim. Takıldığım ya da merak ettiğim yerde yalnızca o konuyu okurum. Modüler okuduğum şey edebiyat değil, bilgidir. Ansiklopedi okur gibi okurum.
Bu kitaptaki aforizmaların hiçbiri bir kitaptan, bir yazardan ya da bir düşünürden doğmadı. Kendi sorgulamalarımla neden ile sonuç arasındaki tutarsızlıkları buldum, eksik kalanı tamamladım.
Edebiyat okumadan yazan, kendinden önce kimin ne söylediğini bilemez. Bu yüzden yapay zekâdan, yalnızca bir denetim için, daha önce söylenmiş olabilecek cümleleri bana göstermesini istedim. Taklit olmasalar da okur esinlenilmiş sanabilir endişesiyle onları sildim. Etkilenmek bir yana, benden öncekilere ustura keskinliğinde bir mesafeyle dururum.
Yine de bazı cümlelerim okura tanıdık gelebilir. Bu bir alıntı değil, yalnız düşünenlerin yollarının kesişmesidir.
Sizlere bir metot daveti olarak; aforizmaların yanına kendi düşüncelerinizi not düşmenizi ve tarih atmanızı öneririm. Böylece ilerleyen yıllarda dönüp baktığınızda, olaylara yaklaşımınızın nasıl evrildiğine bizzat tanıklık edebilirsiniz. Bu davetimin temelinde, Kanada’da yaşadığım dönemde karşıma çıkan ve Keşke Çocukken Okusaydım kitabımın ismine de ilham kaynağı olan şu formül yatar:
Bakış Açısı + Çaba = Sonuç
