
Aforizma Ne Değildir?
Okuyanı rahatlatmak veya ona duymak istediği şefkati göstermek için yazılmaz. Bir yaşam kılavuzu veya didaktik bir doğru yaşam dersi verme kaygısı gütmez. Edebi bir metin olma iddiası taşımaz; kelimeleri süslemekle değil, hakikati soymakla ilgilenir. Akademik bir disiplinin veya biçimsel kuralların sınırlarına sığınmaz. Amacı sadece zekice bir kelime oyunuyla tebessüm ettirmek ya da bir anı paylaşmak değildir. Kişisel gelişim dünyasının klişeleşmiş ve içi boşaltılmış başarı söylemleriyle karıştırılmamalıdır.
Aforizma Nedir?
Yerleşik bir yargıyı, beklenmedik ve keskin bir başka yargıyla keserek zihinde yeni bir şimşek çaktırma sanatıdır. Sayfalarca sürecek bir felsefi tartışmayı, en saf ve en yalın haliyle birkaç cümleye sığdırma becerisidir. Okuru sarsmayı, konfor alanından çıkarmayı ve bildiği bir gerçeğe daha önce hiç bakmadığı bir açıdan baktırmayı hedefler. Bir son nokta koymaktan ziyade, zihinde yeni bir tartışma ve sorgulama süreci başlatan bir başlangıç vuruşudur.
M. Cem Temuroğlu Aforizmaları
Hayatını değiştirmiş bir cümle ile hâlâ karşılaşmadıysan, henüz hiçbir şey okumamışsındır.
VARLIK TELAŞI
Düşündüğünde değil, düşünmemeyi seçtiğinde varsın.
İsimler, ispatlar ve alışkanlıklar, olamama sinyalleridir.
Sürekli yıprattığın halde değerini artırdığın tek şey hayatındır.
Yaşamın amacı tartışılır fakat ne olmadığı kesindir.
Sonuç yerdeyse, araçlar göklerdedir.
Binlerce yıldır kılıktan kılığa girdik, hâlâ olamadık.
BİLGİ SUÇU
Cahili cahil yapan, bilgisizliği değil, bilgisidir.
Bilgi sadece okumak ve izlemekten geçiyorsa; bizi biz yapanlar, buna inandıranlardır.
Doğruyu atmak bilgi, hepsini saklamak korku.
Ekonominin dostu bilgi, düşmanı irade. Bilgi iradenin düşmanıdır.
STATÜ EKSTRESİ
Patatesin, üzümün veya herhangi bir bitkinin mayalanarak ya da damıtılarak tüketilmesini statü göstergesi saymak, cehalet ve fakirliktir.
Statü varoluş sancısının ilacıdır, tedavisi değil.
Bitki ilaçla tanışmamak, ilaç ise bitki seçimini statü zannedenler içindir.
Enstrüman ucuzsa, dinlemek statü kaybı zannedilir.
Entelektüellik restoran menüsünü değil, bitkiyi okuyabilmektir.
Deve dikeni, keçiboynuzu ve kuşburnu kelimelerindeki itici sivrilik (diken, boynuz, burun), eşsiz faydalarına rağmen doğaya uyguladığımız acımasız bir edebi infazdır.
OTOPSİ
Mutsuzluk bireyin orijinal eseridir, paha biçilmez.
Mutluluk, fazlalıkta esir.
Estetik, üzüntünün de derdi.
Dürüstlük, zekânın tatilidir.
Sıradan olan o değil, o olmaya zorlayanlardır.
Doğa profesyoneldir. Güçlüyü av, güçsüzü avcı yapmaz.
TASMA
Hayal ettiğini almak zenginlikse, tutsak edenleri bırakmak servettir.
Para ilişkinin en ucuz ihanetidir.
Değeri para sanacak kadar sığdı; vazgeçtikleriyle sefilleşti.
Mesleğe sadakat, paraya ihanetle başlar.
MERDİVEN ALTI ÜRETİM
Gösteriş, ruh fakirliğinin aynasıdır.
En ikna edici yalanları fotoğraflara söyletirler.
Marka büyür, ulaşılır; insan küçülür, ulaşılmaz.
Gösteriş; zengine asaletini, fakire yoksulluğunu unutturur.
Seyahat zengin görevi, fakir rüyasıdır.
ALGI SİLSİLESİ
İnternet, tarihi ikiye ayıran İsa’yı hatırlayacak: İnternetten Önce ve İnternetten Sonra.
Gösterilen ve gözükmüyor zannettiğin, aslını görmemen içindir.
Kötülüğü savaşan değil, peşinden koşturan tüketir.
Ekranlar saatlere rakiptir; uyandırmaz derin uyutur.
Aynalar cesurdur, kolayca kırılacakları halde yine de doğruyu söylerler.
Paylaş, tarihin en zor fikriydi; sosyal medyada artık hepimizin maskarası.
HAREKETSİZLİK RİTMİ
Aşkın tarifinden acı çıkartılırsa, evcilleşir.
Hiçbir şey yapmamak için elimizden gelen her şeyi yaptık.
Birey seyirci, markalar put.
Tutku, bağımlılığın efendisidir.
Sıkıntı, yaşam korkusunu ezdi.
Alışkanlıklar merdivendir. Zirveden çukura kadar uzanır.
MÜHÜR
Yalnızlığın rengi; korku mu, sıkıntı mı?
Tüm güzel anılarım çoktan bayatladı, yalnızlığım ise hâlâ taptaze.
İyi mükemmeli, mükemmel sadece yalnızlığı kovalar.
Aşk saklı değil, bulamazsın.
Tek var olacak kadar güçlüysen, hiç olmak ödülündür.
Tek çıktığın yolculuktan, bir dönemezsin.
SOYUT MÜLK
Zaman x Alan = Yaşam x Özgürlük
Zaman ve alan olmasaydı, rüyada olduğumuzu fark ederdik.
Yanlış yer, yeni hayallerin başladığı doğru zamandır.
Zaman ve alan birdir, ayrı anılır.
O DUYU
Biz unutsak da koku, tüm canlıların ana dilidir.
Anne kokusu alamaması, bebeği açlıktan daha çok ağlatır.
Görmek ve duymak kadar koklamaya da güvenilseydi, yalanlar dünyayı yönetemezdi.
Güzel koku tercih sebebi olmayabilir ancak kötüsü ayrılık sebebidir.
Ziyaretçi misafirperverliğini değil, önce kokunu fark eder.
ZAMAN AŞIMI
Geçmiş acımasızca geleceği hırpalıyor, bugün ise çaresizce izliyor.
Dönüş bileti gelecektedir.
Erteleme faturası, gerçekleşene kesilir.
Reddedilmenin değeri yıllar sonra ortaya çıkar.
Zaman her şeye kâfi olsa da insanı adamakıllı tanımaya yetmez.
SAHTE İMZA
Doğarken masum, büyürken tanık, yıllar ilerledikçe savcı, yaşlanırken hâkim ve ölürken de biraz suçluyuzdur.
Kader, hayallerin mülakatıdır.
Tek başına kaldığında, hayat terk edenleri değil seni sorgular.
İLETİŞİM DEFOSU
Kalite alışveriş yaparken değil, tartışırken ortaya çıkar.
Sorular niyeti, cevaplar samimiyeti gösterir.
Gri; rekabetin değil, sporun rengidir.
En popüler iki yalan: “Herkes yapıyor” ve “Hiç kimse yapmıyor”.
EKONOMİK İLLÜZYON
Mutsuzluk, en çok satan bağımlılıktır.
Kısa zamanda zengin olmak çok uzun sürer.
Zaman paraysa, hız servettir.
Tarih serveti değil, değeri yazar.
İPOTEK
Hayaller hırsızdır; fazlası ruhtan, azı gelecekten çalar.
Hayali gerçekleştirenin şansı, rakibin para rüyasıdır.
Büyük hataların arkasında, geçmiş başarıların gereksiz güveni yatar.
Bırakmak, alışmaktan pahalıdır.
TOPOLOJİK PORTRE
Statü coğrafyanı değiştirdiğinde değil, coğrafyayı değiştirdiğinde kazanılır.
En değerli ithal ürün atasözüdür.
Bir semt moda olur, sakinleri yabancı.
İstanbul kadar aldatılan şehir var mıdır; çok sevilir ama hep ellere gidilir…
ADLİ SİCİL
Doğanın çıkmayan tek lekesi insandır.
İnsanın doğayla kredili savaşının faturasını tüm canlılar peşin öder.
Hayvanlara eziyet, hayvanat bahçesini ziyaretle başlar.
Hayvanat bahçesi, suçsuz canlıların yargılanmadan tutsak edildiği bir hapishanedir.
İnsanoğlu zamanın kıymetini bilmese de tüm canlılarınki ona bağlıdır.
Hep yanımızdaydı. Kimseyi doyuramadı. Zavallıyı sıktık, attık. Bizi affet Limon…
Düştün her masaya… Ne asaletin kaldı ne uğruna savaşan. Hey gidi Karabiber…
Zaman ve alan yaratmaya
adanmam gerektiğini idrak ettiren
uzun ve yalnız yürüyüşlerime…
Aforizma yaratmayı, insanlık tarihinin binlerce yıllık birikimi arasından sıyrılıp henüz kimsenin hayal etmediği bir cümleyi evrensel düşünce piramidinin üstüne koyma tutkusu olarak görüyorum. Yükseldikçe daralan bu yerde, eklenen bir taşın dahi özgün anılması her geçen gün zorlaşmaktadır. Edebiyat, tarih veya felsefe gibi disiplinler sürekli yeni isimler çıkarırken, düşünürlerin nadiren belirmesi veya uzun dönemler boyunca hiç varlık gösterememesinin temel sebeplerinden biri budur.
Tüm özgünlük çabama rağmen, benden öncekilerin yarattığı muazzam mirasla yazdıklarımın yer yer kesişebileceği gerçeğini okurken göz önünde bulundurmanızı temenni ederim.
Felsefeci; felsefe tarihini, kavramları ve disiplinleri akademik bir yaklaşımla inceler, kuramsal bir mimari inşa eder. Bir sisteme sadık kalarak kafa yorar.
Ben ise belli bir kalıba veya akademik kurala bağlı kalmadan, hayatın ve evrenin hakikatini kendi perspektifimle arıyorum. Kuramsal mimariden ziyade, o yapının içinde yaşamanın ruhuyla ilgilenen bir sanatçı gibiyim.
Aforizma yazmak yerine yaratmak kelimesini kullanmamın nedeni, cümlelerimin hiçbirinin masa başında kurgulanmamış olmasıdır. Yazmak zamanla kurulan teknik bir inşa süreciyken; aforizma, hareketle birleşen derin inzivaların veya yoğun sosyalleşmenin içinde ansızın çakan bütüncül bir farkındalıktır. Özgünlük için ustura keskinliğinde bir zihinsel mesafe gerektirdiğine inanıyorum. Gündemden yalıtılmış bir yaşam modeline muhtaç bu zihinsel parlamaların masa başında yapılan tek işlemi ise editoryal düzenlemesidir.
Yıllardır her gün attığım yaklaşık on beş bin adım, şehrin gürültüsüne rağmen dış dünyadan tamamen yalıtıldığım sessiz bir inziva alanı açtı. Bu yürüyüşler sırasında dışarıdaki gürültüyü değil, kendi iç sesimi dinlemeyi öğrendim. Bu ruh hali farkındalığımı ve üretkenliğimi artırırken; özellikle zaman ve alan olguları üzerine derinleşmemi, değer yargılarımı değiştirmemi sağladı. Doğanın ritmiyle birleşen ve hayatıma büyük kıymet katan bu adımlar, varoluş savaşımın en güçlü dayanağıdır.
Düşüncede özgünlük arayışımı bir başka açıdan ele alırsak; plastik sanatlarla uğraşan kişilerin aynı obje veya konuyu farklı şekillerde tasarlayıp aktarmaları, estetik anlayışlarının bir yansımasıdır. Örneğin, aynı temayı resmedenlerin eserleri bir diğerininkiyle aynı duyguyu vermez, tatları bambaşkadır. Yazarken de bir olayı birlikte yaşayanların değişik sonuçlar çıkarıp anlatması doğaldır. Ayrı bakış açılarıyla algılamanın yanı sıra, stilde de çeşitlilikler olabilir. Bir vakayı sayfalarca anlatabileceğiniz gibi, tek bir satırla da açıklayabilirsiniz.
Bu bakış açısıyla aforizmalarım ne tartışılmaz ne de temelsizdir. Şahit olduğum karmaşık veya son derece sıradan bir durumu, daha önce hiç söylenmemiş ve basit bir dille kelimelere dökme çabasındayım.
Kendi terminolojimin bir parçası olarak aforizmalarımda uzay ve mekân yerine alan kelimesini tercih ediyorum. Mekân kelimesinin zihnimizde yarattığı kapalı yer algısı ve uzay kavramının dünyadan kopuk boşluk çağrışımı yerine; alan kelimesinin daha sade, sınırsız ve kapsayıcı doğasına sığınıyorum.
Sizlere bir metot daveti olarak; aforizmaların yanına kendi düşüncelerinizi not düşmenizi ve tarih atmanızı öneririm. Böylece ilerleyen yıllarda dönüp baktığınızda, olaylara yaklaşımınızın nasıl evrildiğine bizzat şahitlik edebilirsiniz. Bu davetimin temelinde; Kanada’da yaşadığım dönemde karşıma çıkan ve Keşke Çocukken Okusaydım kitabımın ismine de ilham kaynağı olan şu formül yatar:
Bakış Açısı + Çaba = Sonuç
M. Cem Temuroğlu

Aforizma Ne Değildir?
Okuyanı rahatlatmak veya ona duymak istediği şefkati göstermek için yazılmaz. Bir yaşam kılavuzu veya didaktik bir doğru yaşam dersi verme kaygısı gütmez. Edebi bir metin olma iddiası taşımaz; kelimeleri süslemekle değil, hakikati soymakla ilgilenir. Akademik bir disiplinin veya biçimsel kuralların sınırlarına sığınmaz. Amacı sadece zekice bir kelime oyunuyla tebessüm ettirmek ya da bir anı paylaşmak değildir. Kişisel gelişim dünyasının klişeleşmiş ve içi boşaltılmış başarı söylemleriyle karıştırılmamalıdır.
Aforizma Nedir?
Yerleşik bir yargıyı, beklenmedik ve keskin bir başka yargıyla keserek zihinde yeni bir şimşek çaktırma sanatıdır. Sayfalarca sürecek bir felsefi tartışmayı, en saf ve en yalın haliyle birkaç cümleye sığdırma becerisidir. Okuru sarsmayı, konfor alanından çıkarmayı ve bildiği bir gerçeğe daha önce hiç bakmadığı bir açıdan baktırmayı hedefler. Bir son nokta koymaktan ziyade, zihinde yeni bir tartışma ve sorgulama süreci başlatan bir başlangıç vuruşudur.
M. Cem Temuroğlu Aforizmaları
Hayatını değiştirmiş bir cümle ile hâlâ karşılaşmadıysan, henüz hiçbir şey okumamışsındır.
VARLIK TELAŞI
Düşündüğünde değil, düşünmemeyi seçtiğinde varsın.
İsimler, ispatlar ve alışkanlıklar, olamama sinyalleridir.
Sürekli yıprattığın halde değerini artırdığın tek şey hayatındır.
Yaşamın amacı tartışılır fakat ne olmadığı kesindir.
Sonuç yerdeyse, araçlar göklerdedir.
Binlerce yıldır kılıktan kılığa girdik, hâlâ olamadık.
BİLGİ SUÇU
Cahili cahil yapan, bilgisizliği değil, bilgisidir.
Bilgi sadece okumak ve izlemekten geçiyorsa; bizi biz yapanlar, buna inandıranlardır.
Doğruyu atmak bilgi, hepsini saklamak korku.
Ekonominin dostu bilgi, düşmanı irade. Bilgi iradenin düşmanıdır.
STATÜ EKSTRESİ
Patatesin, üzümün veya herhangi bir bitkinin mayalanarak ya da damıtılarak tüketilmesini statü göstergesi saymak, cehalet ve fakirliktir.
Statü varoluş sancısının ilacıdır, tedavisi değil.
Bitki ilaçla tanışmamak, ilaç ise bitki seçimini statü zannedenler içindir.
Enstrüman ucuzsa, dinlemek statü kaybı zannedilir.
Entelektüellik restoran menüsünü değil, bitkiyi okuyabilmektir.
Deve dikeni, keçiboynuzu ve kuşburnu kelimelerindeki itici sivrilik (diken, boynuz, burun), eşsiz faydalarına rağmen doğaya uyguladığımız acımasız bir edebi infazdır.
OTOPSİ
Mutsuzluk bireyin orijinal eseridir, paha biçilmez.
Mutluluk, fazlalıkta esir.
Estetik, üzüntünün de derdi.
Dürüstlük, zekânın tatilidir.
Sıradan olan o değil, o olmaya zorlayanlardır.
Doğa profesyoneldir. Güçlüyü av, güçsüzü avcı yapmaz.
TASMA
Hayal ettiğini almak zenginlikse, tutsak edenleri bırakmak servettir.
Para ilişkinin en ucuz ihanetidir.
Değeri para sanacak kadar sığdı; vazgeçtikleriyle sefilleşti.
Mesleğe sadakat, paraya ihanetle başlar.
MERDİVEN ALTI ÜRETİM
Gösteriş, ruh fakirliğinin aynasıdır.
En ikna edici yalanları fotoğraflara söyletirler.
Marka büyür, ulaşılır; insan küçülür, ulaşılmaz.
Gösteriş; zengine asaletini, fakire yoksulluğunu unutturur.
Seyahat zengin görevi, fakir rüyasıdır.
ALGI SİLSİLESİ
İnternet, tarihi ikiye ayıran İsa’yı hatırlayacak: İnternetten Önce ve İnternetten Sonra.
Gösterilen ve gözükmüyor zannettiğin, aslını görmemen içindir.
Kötülüğü savaşan değil, peşinden koşturan tüketir.
Ekranlar saatlere rakiptir; uyandırmaz derin uyutur.
Aynalar cesurdur, kolayca kırılacakları halde yine de doğruyu söylerler.
Paylaş, tarihin en zor fikriydi; sosyal medyada artık hepimizin maskarası.
HAREKETSİZLİK RİTMİ
Aşkın tarifinden acı çıkartılırsa, evcilleşir.
Hiçbir şey yapmamak için elimizden gelen her şeyi yaptık.
Birey seyirci, markalar put.
Tutku, bağımlılığın efendisidir.
Sıkıntı, yaşam korkusunu ezdi.
Alışkanlıklar merdivendir. Zirveden çukura kadar uzanır.
MÜHÜR
Yalnızlığın rengi; korku mu, sıkıntı mı?
Tüm güzel anılarım çoktan bayatladı, yalnızlığım ise hâlâ taptaze.
İyi mükemmeli, mükemmel sadece yalnızlığı kovalar.
Aşk saklı değil, bulamazsın.
Tek var olacak kadar güçlüysen, hiç olmak ödülündür.
Tek çıktığın yolculuktan, bir dönemezsin.
SOYUT MÜLK
Zaman x Alan = Yaşam x Özgürlük
Zaman ve alan olmasaydı, rüyada olduğumuzu fark ederdik.
Yanlış yer, yeni hayallerin başladığı doğru zamandır.
Zaman ve alan birdir, ayrı anılır.
O DUYU
Biz unutsak da koku, tüm canlıların ana dilidir.
Anne kokusu alamaması, bebeği açlıktan daha çok ağlatır.
Görmek ve duymak kadar koklamaya da güvenilseydi, yalanlar dünyayı yönetemezdi.
Güzel koku tercih sebebi olmayabilir ancak kötüsü ayrılık sebebidir.
Ziyaretçi misafirperverliğini değil, önce kokunu fark eder.
ZAMAN AŞIMI
Geçmiş acımasızca geleceği hırpalıyor, bugün ise çaresizce izliyor.
Dönüş bileti gelecektedir.
Erteleme faturası, gerçekleşene kesilir.
Reddedilmenin değeri yıllar sonra ortaya çıkar.
Zaman her şeye kâfi olsa da insanı adamakıllı tanımaya yetmez.
SAHTE İMZA
Doğarken masum, büyürken tanık, yıllar ilerledikçe savcı, yaşlanırken hâkim ve ölürken de biraz suçluyuzdur.
Kader, hayallerin mülakatıdır.
Tek başına kaldığında, hayat terk edenleri değil seni sorgular.
İLETİŞİM DEFOSU
Kalite alışveriş yaparken değil, tartışırken ortaya çıkar.
Sorular niyeti, cevaplar samimiyeti gösterir.
Gri; rekabetin değil, sporun rengidir.
En popüler iki yalan: “Herkes yapıyor” ve “Hiç kimse yapmıyor”.
EKONOMİK İLLÜZYON
Mutsuzluk, en çok satan bağımlılıktır.
Kısa zamanda zengin olmak çok uzun sürer.
Zaman paraysa, hız servettir.
Tarih serveti değil, değeri yazar.
İPOTEK
Hayaller hırsızdır; fazlası ruhtan, azı gelecekten çalar.
Hayali gerçekleştirenin şansı, rakibin para rüyasıdır.
Büyük hataların arkasında, geçmiş başarıların gereksiz güveni yatar.
Bırakmak, alışmaktan pahalıdır.
TOPOLOJİK PORTRE
Statü coğrafyanı değiştirdiğinde değil, coğrafyayı değiştirdiğinde kazanılır.
En değerli ithal ürün atasözüdür.
Bir semt moda olur, sakinleri yabancı.
İstanbul kadar aldatılan şehir var mıdır; çok sevilir ama hep ellere gidilir…
ADLİ SİCİL
Doğanın çıkmayan tek lekesi insandır.
İnsanın doğayla kredili savaşının faturasını tüm canlılar peşin öder.
Hayvanlara eziyet, hayvanat bahçesini ziyaretle başlar.
Hayvanat bahçesi, suçsuz canlıların yargılanmadan tutsak edildiği bir hapishanedir.
İnsanoğlu zamanın kıymetini bilmese de tüm canlılarınki ona bağlıdır.
Hep yanımızdaydı. Kimseyi doyuramadı. Zavallıyı sıktık, attık. Bizi affet Limon…
Düştün her masaya… Ne asaletin kaldı ne uğruna savaşan. Hey gidi Karabiber…
Zaman ve alan yaratmaya
adanmam gerektiğini idrak ettiren
uzun ve yalnız yürüyüşlerime…
Aforizma yaratmayı, insanlık tarihinin binlerce yıllık birikimi arasından sıyrılıp henüz kimsenin hayal etmediği bir cümleyi evrensel düşünce piramidinin üstüne koyma tutkusu olarak görüyorum. Yükseldikçe daralan bu yerde, eklenen bir taşın dahi özgün anılması her geçen gün zorlaşmaktadır. Edebiyat, tarih veya felsefe gibi disiplinler sürekli yeni isimler çıkarırken, düşünürlerin nadiren belirmesi veya uzun dönemler boyunca hiç varlık gösterememesinin temel sebeplerinden biri budur.
Tüm özgünlük çabama rağmen, benden öncekilerin yarattığı muazzam mirasla yazdıklarımın yer yer kesişebileceği gerçeğini okurken göz önünde bulundurmanızı temenni ederim.
Felsefeci; felsefe tarihini, kavramları ve disiplinleri akademik bir yaklaşımla inceler, kuramsal bir mimari inşa eder. Bir sisteme sadık kalarak kafa yorar.
Ben ise belli bir kalıba veya akademik kurala bağlı kalmadan, hayatın ve evrenin hakikatini kendi perspektifimle arıyorum. Kuramsal mimariden ziyade, o yapının içinde yaşamanın ruhuyla ilgilenen bir sanatçı gibiyim.
Aforizma yazmak yerine yaratmak kelimesini kullanmamın nedeni, cümlelerimin hiçbirinin masa başında kurgulanmamış olmasıdır. Yazmak zamanla kurulan teknik bir inşa süreciyken; aforizma, hareketle birleşen derin inzivaların veya yoğun sosyalleşmenin içinde ansızın çakan bütüncül bir farkındalıktır. Özgünlük için ustura keskinliğinde bir zihinsel mesafe gerektirdiğine inanıyorum. Gündemden yalıtılmış bir yaşam modeline muhtaç bu zihinsel parlamaların masa başında yapılan tek işlemi ise editoryal düzenlemesidir.
Yıllardır her gün attığım yaklaşık on beş bin adım, şehrin gürültüsüne rağmen dış dünyadan tamamen yalıtıldığım sessiz bir inziva alanı açtı. Bu yürüyüşler sırasında dışarıdaki gürültüyü değil, kendi iç sesimi dinlemeyi öğrendim. Bu ruh hali farkındalığımı ve üretkenliğimi artırırken; özellikle zaman ve alan olguları üzerine derinleşmemi, değer yargılarımı değiştirmemi sağladı. Doğanın ritmiyle birleşen ve hayatıma büyük kıymet katan bu adımlar, varoluş savaşımın en güçlü dayanağıdır.
Düşüncede özgünlük arayışımı bir başka açıdan ele alırsak; plastik sanatlarla uğraşan kişilerin aynı obje veya konuyu farklı şekillerde tasarlayıp aktarmaları, estetik anlayışlarının bir yansımasıdır. Örneğin, aynı temayı resmedenlerin eserleri bir diğerininkiyle aynı duyguyu vermez, tatları bambaşkadır. Yazarken de bir olayı birlikte yaşayanların değişik sonuçlar çıkarıp anlatması doğaldır. Ayrı bakış açılarıyla algılamanın yanı sıra, stilde de çeşitlilikler olabilir. Bir vakayı sayfalarca anlatabileceğiniz gibi, tek bir satırla da açıklayabilirsiniz.
Bu bakış açısıyla aforizmalarım ne tartışılmaz ne de temelsizdir. Şahit olduğum karmaşık veya son derece sıradan bir durumu, daha önce hiç söylenmemiş ve basit bir dille kelimelere dökme çabasındayım.
Kendi terminolojimin bir parçası olarak aforizmalarımda uzay ve mekân yerine alan kelimesini tercih ediyorum. Mekân kelimesinin zihnimizde yarattığı kapalı yer algısı ve uzay kavramının dünyadan kopuk boşluk çağrışımı yerine; alan kelimesinin daha sade, sınırsız ve kapsayıcı doğasına sığınıyorum.
Sizlere bir metot daveti olarak; aforizmaların yanına kendi düşüncelerinizi not düşmenizi ve tarih atmanızı öneririm. Böylece ilerleyen yıllarda dönüp baktığınızda, olaylara yaklaşımınızın nasıl evrildiğine bizzat şahitlik edebilirsiniz. Bu davetimin temelinde; Kanada’da yaşadığım dönemde karşıma çıkan ve Keşke Çocukken Okusaydım kitabımın ismine de ilham kaynağı olan şu formül yatar:
Bakış Açısı + Çaba = Sonuç
M. Cem Temuroğlu